Platon

Anasayfa Dizin
ANASAYFA DİZİN

GÜNCEL
CKM
Tarih Felsefesi
NOESİS FELSEFE ATÖLYESİ
signandsight.com
yayınlar
alış verişokumalarsanat
Modern Tin: Hegel'in "Tüze Felsefesi"nin Bir Uygulaması

 

Anasayfa 2

All Daily
Classical Music Archives
metinler
adlar
konular
mantık bilimi
internet seçmeleri
felsefe tarihi
Mevlana
yaşamöyküleri
noeta
İngilizce Anasayfa
Modern Tin
_
Modernleşme Dünya Tininin gerçek, ereksel Biçimine doğru gelişmek için Geleneksel olandan ve ona bağlı tüm değersiz ve anlamsız kültürden, onunla birlikte giden despotizmden ve boşinançtan Özgürleşme, Ussallaşma, Uygarlaşma sürecidir. Modernleşme — ussal olana doğru sürekli Yenileşme — Tinin değişiminin Gerçeğidir, ve Gelenekselin değişimi onda örtük olanın, onda kendinde olanın kendini ortaya koymasıdır. Modern olan Geleneksel olandan doğar. Ama bunun anlamı ilkin modernin ve gelenekselin, yeninin ve eskinin ayrılmaz birliktelikleridir: Modernleşme bir Oluş Sürecidir. Çelişkinin çözümü değil ama sürmesidir. Onda hiçbirşey tamamlanmış değildir, çünkü Oluştadır. Onda hiçbirşey gerçek, sağlam, kalıcı değil, tersine yanlış, geçici, yiticidir, çünkü Oluştadır. Onda herşey yenidir, ve aynı zamanda ortaya çıkar çıkmaz eskir. Onda herşey eksiktir ve hiçbirşey henüz gerçekliği içinde, Kavramı içinde olduğu gibi değildir: Hak, Ahlak, Törellik; Birey, Toplum, Devlet; Güzel Sanatlar, İnanç ve Bilgi — bütün bir dünyanın, insanın, genel olarak kültürün biçimi. Onda herşey yalnızca değişmekte, kendisi olarak yitmekte ve kendi başkası olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nihilizm, kalıcı olamamanın, salt akıcı olmanın, arı değişimin bu değersizliği eşit ölçüde geçici modern bilinç biçimlerinin nihilizminden, hiçliğinden sorumlu olan şeydir.






Mantık Bilimi / Anasayfa
İdeoloji
Kavramlar
Çin
NOESİS SES
1. Hegel Kongresi - I
2. Mantık Bilimi
3. Tüze Felsefesi
4. Tinin Görüngübilimi
5. Ön-Sokratikler
6. Politik Felsefe
7. Tarih Felsefesi
   


Parthenon
_
Herşey akıştadır — Klasik olanın, Logosun dışında. Klasik olan zamanı zamanda yener çünkü idealdir. Eskimez, yeni olmayı önemsizleştirir. Biçimde erişilen sonsuzluktur.  
Gene de bu süreç, eğer gerçekten süreç ise, hedefsiz bir akışkanlık, “hiç sonlanmayan” bir kötü sonsuz değildir. Bir Özgürlük, eş deyişle bir Zorunluk süreci, Ereğinin saltık denetimindeki bir İstenç sürecidir. Bir Gelişim Sürecidir. Gelişim salt değişim uğruna değişim değil, ama ussal-ereksel değişimdir; ve burada değişim değişmeyenin, yaşamayanın, geleneğin ortadan kalkışıdır. Tinin ereksel gelişimi için gereken tek şey Özgürlüktür. Modern Dönemi onu önceleyen bütün bir ön-Modern Dönemden ayıran, bütün bir Tarihi ikiye bölen muazzam ayrım evrensel Özgürlük Kavramının bilincinin doğmuş olmasıdır. Bu biricik gerçek törel bilinç bireyin ve toplumunun entellektüel, etik ve estetik olarak yetenekli olduğu herşey olması için, Bilim için, Ahlak için, ve Güzellik için, ya da bu üç öğenin özeti olan Uygarlık için biricik koşuldur. Uygarlık Kültürün tamamlanışıdır.
SCHILLER
50 Years of EU in the World

BEETHOVEN



HEGEL
Mantık Bilimi

BİLİMİN BAŞLANGICI NE İLE YAPILMALI?
 



_
Modern olan, yeni olan ortaya çıkar çıkmaz eskiyendir: Yeni salt eskiyebilmek için yenidir. Modern değişim Gelişim sürecine ait ve böylece ereksel-ussal olabilir. Ama pekala salt yenilik uğruna yenlilk de olabilir: salt MODERNLİK ile ayrım içinde, MODERNİZM özellikle idealsiz, ereksiz, anlamsızdır, niçin ve neye değiştiğini bilmeyen, anlamayan o Değişim uğruna Değişimdir. Salt ‘farklı olma’nın anlamı bilinçsiz bir Modernizmdir.  
Gelişimin kaynağının, enerjisinin, ereğinin insan doğasının kendisi, onun kendi ussal özü olduğu düzeye dek, insanın şimdiki bilgisizliği, duyunçsuzluğu, çirkinliği onun Gelişimini çürüten, onu aşılmaz bir kültürel-çoğulculuğa teslim olmaya zorlayan etmenler değildirler. Bunlar yalnızca onun varoluşunun geçici basamakları ya da aşamalarıdırlar. Saçma kültürel biçimler olarak, çirkin gelenekler olarak, çürümüş kökler olarak yazgıları ortadan kalkmaktır; en iyisinden güdük Türe, Erdem, Özgürlük biçimleridirler, insanın özsel olarak ussal, moral, ve estetik gizilliği karşısında daha şimdiden hiçtirler. Modernleşme insanın gerçekte olabileceği gibi olması sürecidir, çünkü onda değişimi, yenileşimi, gelişimi engelleyecek hiçbir etmen yoktur. Onda gelişmemek, değişmemek, yetersiz, değersiz, önemsiz bilinç biçimleri üzerinde kuluçkaya yatmak erdemsizliktir. Onda Ahlak için Kutsal Yazıların yerini İyinin ve Doğrunun gerçek yargıcı olarak, gerçek Erdemin ve gerçek Mutluluğun belirleyicisi olarak özgür Duyuncun kendisi alır. Modern toplum Yurttaş Toplumudur, ve kendinde ussal İstencin kendini sınırsızca anlatma olanağı olduğu düzeye dek, Türe için bir “Gerek” değil, ama Varlık alanıdır. İnsan varoluşunun anlamının burada ve şimdide gerçekleşmesi için özgür duyuncun ve istencin ussal Eylem alanıdır.
DİZGELER
1. Mantık Bilimi (B)
2. Mantık Bilimi (A)
3. Doğa Felsefesi
4. Tin Felsefesi
5. Tüze Felsefesi

Tinin Görüngübilimi / Anasayfa www.hegel.net
www.hegel.net

Ön-Sokratikler, 2006, Noesis Felsefe Atölyesi, SES KAYITLARI

 


_
İdeal olan tarihsel değildir. Klasik olandır, tanrısal eksiksizliği içinde dingin kalan, Zamanı tanımayandır. Tarihsel olan ise ortadan kalkmayı isteyen, yitici olan, ama yitişinin kendisinde değişimin, yenileşmenin, gelişimin kendini tüketen gerecidir. Ancak bu kesintisiz akışkanlık insanın kendi gizilliğini, insan doğasının bütün bir entellektüel, etik ve estetik içeriğini ortaya serme olanağını sunar. Modernleşme onda hiçbir üyenin ayık olmadığı bir Bakhüs şenliğidir. Orada erdem ayakta kalmak değil ama düşmektir, sürmede direterek taşlaşmak değil ama akışkan ve plastik olmaktır, öyle ki Tinin her bir şekli daha yeni ve daha ayık bir Tin olarak yeniden doğabilsin. Usdışının bakış açısından, Dünya Tarihi belirlenimsiz, kaotik bir evrende salt yineleyen nedensiz ve anlamsız bir olaylar türlülüğü, gelişmeyen bir çok-kültürlülüktür. Usun bakış açısından, Tarih estetik Duyu olarak, etik Duygu olarak ve bilen Düşünce olarak Dünya-Tininin kendini geliştirme ve gerçekleştirme Eylemidir. Ve Eylem Özgürlük demektir. Varoluşu, İnsanın kendisini Kopyanın Kopyası olarak aşağılayan nihilizme karşıt olarak insan varoluşunun Gerçeğin Gerçeği olduğunu, çünkü Özün Varoluş ile bir olduğunu, Görüngünün kendisinin Gerçek olma sürecinden başka birşey olmadığını ileri sürmeliyiz. Çünkü apatik, anestetik ve irrasyonel postmodern çökkünlük tini ile karşıtlık içinde, insanın Özü kendini etikte, estetikte ve düşüncede öylesine sonsuz Görüngülerde anlatmaya yeteneklidir ki, sonsuz bir kopya olarak kopyası olduğu kopyanın kendisinin sonsuz olduğunu tanıtlar. Ama sonsuz Kopya Asıldan başka birşey değildir. — Aziz Yardımlı
SÖZLÜKLER
1. Türkçe-İngilizce
2. Uygulayımsal
3. Yabancı Sözcükler
4. Ruhçözümleme
5. Hegel Sözlüğü
6. Heidegger Sözlüğü
7. Heidegger Analiz

Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi

Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi

Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi
Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi
Çaykovski / Kuğu Gölü / İngiliz Ulusal Balesi

 
 
 
DESPOTİZME KARŞI DESPOTİZM (2009)
Aydın Yurttaş Toplumunu kurtarmak için yola çıktığı zaman çok geç kalmıştır. Saatini kendi gününe ayarlamalı, Zamanda 100 yıl geriye bir yolculuk yapmalıdır. Ya da İran'a.
Aydının belirlenimi Demokrasiyi, Özgürlüğü, Duyuncu, İstenci tanımamaktır. Ve bilmediğinin olmadığını sanır.

Nutuk
Aydınlar ve Halk



DEVLET USSAL YASA İSTENCİDİR (2007)
Yurttaş Toplumunda, özgür istençlerini Yasa yapan Bireylerin toplumunda 'Aydın' kültürün dibi ile, boşinanç kültü ile ortak yaşam içindedir. Kendini karanlık karşısında tanımlar. Varoluş nedenini bulamazsa onu sanrılar.
 
 
 
 
Dünya-Tarihsel İnsanlar
Hegel
 
Atatürk ve Sabiha Gökçen.
“Özgür insan haset duymaz, ama büyük ve yüce olanı seve seve tanır ve onun olmasından sevinç duyar.” — Hegel, “Tarih Felsefesi.”
 

“ ‘Bir uşak için bir kahraman yoktur'; bu bilinen bir özdeyiştir; ona şunu ekledim — ve Goethe tarafından on yıl sonra yinelendi —: ‘Gene de ikincisi bir kahraman olmadığı için değil, ama birincisi uşak olduğu için.' O kahramanın botlarını çıkarır, yatmasına yardım eder, şampanya içmeyi sevdiğini vb. bilir.”
“Sabiha Gökçen is the world's first female fighter
pilot. ...”
 
 
 
Bach (1685-1750)
Keman Konçertosu
Mi Minor, Adagio

(BWV 1042)
 
 
 

Modern Tin:
Anayasa


Anayasanın Kavramı
Anayasa Devletin ana yapısı, ama bu yapı tüzel-törel bir öz olduğu için, Ana Yasasıdır. Anayasa herkesin istenci değil, ussal genel İstençtir. Bir politik bütünün belirlenimleri olarak tüm değişebilir yasalar, daha özsel Ana Yasa ile uyumlu olmak zorunda olmaları anlamında, Anayasadan doğar, onun tarafından belirlenirler. Bir Tözün İlinekleri gibidirler. Yasalar Anayasanın altında dururken, Anayasa Dünya-Tininin tarihsel gelişiminin saltık olarak tözsel Ereğine altgüdümlüdür. Pozitif Anayasalar ideal Anayasaya, tek bir İnsanlık Anayasasına doğru değişim süreçleridir.

Yasa Kavramı
Yasa İstençtir, Tindir, Hakkın pozitif olarak ne düzeye dek geliştiğini, realitesinin idealitesine ne düzeye dek yaklaştığını gösterir. Yurttaşın kendi İstenci olduğu düzeye dek onun Özgürlüğüdür ve Özgürlüğünün ne ölçüde reelleştiğini gösterir. Yasa evrensel olduğu için, her İstenç için — hiç kuşkusuz tarihsel olarak kral, imparator, padişah için de — bağlayıcı olduğu için Yasadır. Bu evrensellik Yasada ussal olan yandır ki, Yasayı onu yapanın da bireysel istencinin üzerine yükseltir, onu evrensel bir Ödev kılar. Kendine verilen Yasa Özgürlüktür, çünkü Yasa insanın henüz moral ilkelliğine karşı Duyuncun edimselleşmiş yargısıdır. Bütün bir ön-modern dönemde Yasa henüz kendi istençlerinin bilincine yükselmemiş halklara onların egemenleri tarafından verilen İstenç, Özgürlük, Ussallıktır. İlkin modern dönemdedir ki Yasa gücünü ve dayanağını yalnızca egemenin İstencinde değil, ama özgür Yurttaşın İstencinde bulmaya başlar. Böylece Yasanın yükümlülüğü olarak Ödev Yurttaşın kendi istenci olduğu düzeye dek ona dışsal bir baskı değil, onun Hakkı, onun içerikli, belirli, somut ve böylece gerçek Özgürlüğü olur. Genel İstenç ussal İstençtir, ve bir özenç olmanın, bir kapris olmanın, Herkesin İstenci, çoğunluğun dayatması olmanın üzerindedir. Ussal İstenç Özgürlük ile bir olduğu, kendi Gelişimin gücü, güdüsü ve ereği olduğu düzeye dek, aynı zamanda pozitif Yasanın kendisinin Evrensel İnsan Hakları ile Bir olmasına doğru gelişmesinin güvencesidir.

Anayasanın Varlığı
Anayasa için yazılı olmak, bir kitap olarak bulunmak ikincil ve biçimseldir, çünkü Yasa ancak bilindiği, ancak insanların bilinçlerinde yazılı olduğu düzeye dek vardır ve Yasadır. Anayasa bir ulusun özsel Tini, onun İstencinin özsel belirlenimi, onun politik öz-bilincidir. Yazılı Anayasaları olmayan Devletlerin de evrensel törel belirlenimleri, yazısız Anayasaları vardır. Ve yazılı Anayasalar bile bir tinin Ana Yasalarının tümünü kapsamlarına almayabilir ya da kimi noktalarda eksik olarak alabilir ya da sık sık onlarla çelişen belirlenimler de kapsayabilirler. Ulusların bilinci görüngünün ötesine, tarihlerinin, tinlerinin, eylemlerinin, varoluşlarının gerçeğine ulaşmaz. Tüm bunların sonucu olan ve tüm bunlardan daha özsel olan şey pozitif Anayasanın kendisinin bir Oluş süreci olmasıdır ki, bunun Ereği negatif Anayasayı, henüz olmayan, henüz bir olgu olarak bulunmayan Doğal Hakkı ve böylece Türe idealini edimselleştirmektir. Devlet oluştadır. Tüm pozitif yasaları ile pozitif Anayasasına, ve tüm Anayasası ile Evrensel İnsan Haklarına uygun olma, Evrensel Anayasa olma sürecindedir.

 
 
 

  Beverley Craven
  Promise Me
  Lost Without You
 
 
 
The New Frontier: 1960

 

Pierre Koenig
Case Study House No. 22 1960

Buff, Straub & Hensman
Recreation Pavilion.
Mirman Residence,
Arcadia, California, 1959.

 
 
 
Estetik Üzerine Dersler
Vorlesungen über die Ästhetik
Hegel
...
GİRİŞ

Bu dersler Estetiğe ayrılmıştır; konuları engin Güzellik Ülkesi, ve daha tam olarak alanları Sanat, ve hiç kuşkusuz Güzel Sanattır.

Bu konu için Estetik adı hiç kuşkusuz sözcüğün asıl anlamında bütünüyle uygun değildir, çünkü “Estetik” sağın olarak duyunun, Duyumsamanın bilimini belirtir, ve bu anlamda yeni bir bilim olarak ya da daha doğrusu ilk kez felsefi bir disiplin olması gereken birşey olarak kökenini Almanya'da sanat yapıtlarının örneğin hoşluk, hayranlık, korku, şefkat vb. duyguları gibi üretmeleri gereken duygular açısından irdelendikleri bir sırada Wolff okulunda kazanmıştır. Bu adın uygunsuzluğundan ya da daha doğrusu yüzeyselliğinden ötürü başkalarını, örneğin Kallistik adını üretme girişiminde bulunulmuştur. Ama bu da kendini yetersiz olarak gösterir, çünkü amaçlanan bilim genel olarak Güzeli değil, ama yalnızca Sanattaki Güzeli irdeler. Bu nedenle Estetik adını olduğu gibi bırakacağız, çünkü salt bir ad olarak bizim için ilgisizdir ve dahası bu arada sıradan dile öylesine yaygın olarak girmiştir ki, bir ad olarak pekala kalabilir. Gene de bilimimiz için uygun anlatım “Sanat Felsefesi,” ya da daha belirli olarak, “Güzel Sanat Felsefesi”dir.

 

 
 
 
Batı
 
Kindergarten, Frankfurt. — Varoluşçu, bilinemezci, pozitivist, nihilist, irrasyonalist, kısaca postmodernist bilinç için bilinmeyen bir İstenç tarafından dünyaya fırlatılmış, anlamsız ve saçma varoluşa büyüyen minikler.  

Yoksa tarihsel bir süreç yok mudur? Tüm Olanaklı Dünyaların En İyisi yerine ortalama bir dünya ile, yani anlamsız ve saçma bir varoluş ile mi yetinmek zorundayız?
 
 
 
 
Dünyada Özgürlük Göstergeleri:
Demokrasi 2008
 
   
Seçmen Demokrasileri 2008 (Freedom House). ABD hükümeti tarafından da desteklendiği için bağımsızlığı kuşkulu görülen Freedom House henüz Kast dizgesi altında olan Hindistan'ı da Demokrasiler arasında sayar ve “Seçmen Demokrasileri” ve “Liberal Demokrasiler” gibi bir ayrım yapar, ki bu sonuncunun “Kapitalist Demokrasiler” gibi birşey demek olması gerekir. Gene de sunulan tablo bütünüyle geçersiz değildir. — Demokrasi yalnızca Halkın İstenci olan Devlet değil, ama Halkın ussal İstenci olan Devlettir. Erdemsiz Demokrasi bir mittir. Halkın Demokrasilerde yalnızca aldatıldığı görüşü gerçekte yalnızca Halkı kendi sorumluluğunu ve yükümlülüğünü taşıyamayacak küçük bir çocuk gibi görmenin ötesine geçemeyen despotik Aydının bir alışkanlığıdır. Aldatılmak moral sorumluluğu geçersiz kılmaz. Hiç kuşkusuz her Halkın törel olarak eşit ölçüde olgun olduğu söylenemez. Ama örneğin Hindistan ve Bengladeş ve İran halklarının örneğin İsveç, Hollanda, ABD halklarından daha az aldatılmaya yatkın olduklarını, yoksul olanın daha erdemli ve ahlaklı olduğunu düşünmek için hiçbir zemin yoktur. — Türkiye bir yandan Doğuya ait olduğu düzeye dek Doğunun despotizminden özgürleşen, Yasa Egemenliğini gerçek Özgürlük olarak kabul etme bilincini geliştirebilen biricik Doğu ülkesi iken, öte yandan Batıya ait olduğu düzeye dek tüm Güney ve Doğu Avrupa ülkelerinin tersine Demokrasiye geçişi kendi içinden gerçekleştiren Avrupa ülkelerinden biridir. — Demokrasi bir süreç, törel büyüme sürecidir, ve kendi iç despotizmine karşı gereksindiği Özgürlüğü ve İstenci kendi içinden üretme noktasına dek gelişmiş ulusların erdemidir.
 

 
 
  Bertolt Brecht'e Karşı
Montagsdemonstrationen

 
 

Leipzig'de (DDR) Pazartesi Gösterileri. 1989-90 yıllarında yer alan bu barışçıl eylemlerde Almanlar yabancı ülkelere yolculuk etme ve demokratik bir hükümet seçme gibi özgürlük istemlerinde bulunuyorlardı. 16 Ekim 1989'da yalnızca Lepzig'deki gösteriye 120.000 kişi katıldı. Sonraki hafta 500.000 nüfuslu kentte gösteriye katılanların sayısı 320.000'e yükseldi. Askeri bir müdahele kitle kıyımı demek olacaktı. 9 Kasım 1989'da Berlin Duvarı yıkıldı.
 
İdeolojik Bilinç kendini silemez. Silecek olursa, boş bir Ego olacaktır, çünkü yeniden biçimlenmesi yeni bir yaşam sürecini gerektirir. Ama karşıtına kolayca dönüverir, çünkü kendinde karşıtıdır. Toplumculuk ve Bireycilik geçişlidirler.

Brecht sulandırılmış bir Marxist değildi. Lenin ödülü ile onurlandırıldı. Politik olarak kusursuzdu. Ve moral olarak kusursuz olmayan tek bir yanı yoktu. Sanatı aşırmacılık üzerine dayanıyordu ve davranışının güdüleri dizginsiz içgüdü ve özdeksel dürtüler olmuş görünür. Kendine yazdığı yaşam tiyatrosundaki payı yoksul proleter sanatçının rolüydü, ve insanlara diktatörlük istencini dayatmadaki başarısı onu örnek bir Marxist yaptı. Almanya'nın geleceğinin Sovyetler Birliği tarafından güvence altına alınmış bir Sosyalizmde yattığına inanıyordu. 1953'te Doğu Almanya'da işçilerin hükümete karşı eylemlerini bastırmak için uygulanan önlemleri ve Sovyet askeri gücünün kullanılmasını destekledi. Çok sayıda insanın öldüğü olaylarda ayrıca 17 Sovyet askeri işçilere ateş açmayı reddettikleri için idam edildi. (Albert Camus bunu ve Polonya ve Macaristan'da yinelenen benzerlerini eleştirdi.) Daha sonra Brecht hükümete halkı dağıtıp yeniden bir halk seçmesini öneren bir şiir yazdı. Ayaklanma konusunda Parti (SED) Birinci Sekreterine gönderdiği mektup şöyleydi:

 
..
Bertolt Brecht
(1898-1956)
.
Karl Marx'ın "Ahlak boş bir metafiziktir" sözlerini tanıtladı.
 
“Tarih Almanya Sosyalist Birlik Partisinin devrimci sabrına saygısını gösterecektir. Sosyalist kuruluşun hızı üzerine kitleler ile büyük tartışma Sosyalist başarıların görülmesine ve bekçiliğine götürecektir. Tam bu anda Almanya Sosyalist Birlik Partisine bağlılığım konusunda sizi temin ederim.” (“History will pay ... to the Socialist Unity Party of Germany.”) — Tarih Almanya Sosyalist Birlik Partisine karşı saygısızlık etmede fazla gecikmedi. Gene de Brecht'in “kitleler ile büyük tartışma” dediği şeyin daha sonra Macaristan ve Çekoslovakya'da yinelenmesinin önüne geçecek kadar değil. Her durumda tartışan yanlardan biri Karl Marx'ın öngördüğü diktatörlük yöntemlerini, yani Varşova Paktının terörünü kullanan Partiydi, çünkü tartışmanın karşıt ucunda, tanklarının karşısında Özgürlük bilincini kazanmakta olan ve bir kitle, bir yığın, bir halk olmaya son vererek Yurttaş Toplumu olmanın yoluna girmiş olan milyonlar vardı.

Brecht insanı anlamada içindeki despotun sınırlarını aşamadı. Eğer Güzel Sanat ve Özgürlük kavramları arasında bir bağlantı varsa, eğer estetik değer moral değerden ayrılamazsa, Brecht'in İnsan İstencine başkaldıran sanatı (hiç kuşkusuz "onun" diyebileceğimiz düzeye dek) hiç olmazsa Güzel Sanat olmamalıdır. Ve gerçekten de, Brecht'in açıkta yatan modernizmi karşısında öyle olması beklenemez. Tiyatrosu pragmatiktir, öğreticidir. Yani propagandadır. Brecht'te Biçim de en az İçerik kadar çirkindir, ya da biçimsizliği eşit ölçüde içeriksizliğidir. Bildiği en iyi Özgürlük kavramı Kapitalizmden öteye geçmez ve oyunlarında (hiç kuşkusuz "onun" diyebileceğimiz düzeye dek) insanın Hırstan daha çoğuna yetenekli moral bir varlık olduğunu anlamadığını sergiler. Ve bu bildiği ve olduğu biricik realitedir ... [Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü]

 

John Feugi'ye göre:
1) Brecht en yakın çalışma arkadaşlarını ve sevgililerini düzenli olarak aldattı, onların çalışmalarını kendi adı altında yayımladı;
2) servetini gizli banka hesaplarında saklayarak Komünist proleterya pozuna girdi;
3) şiirlerinden, öykülerinden ve şarkılarından ve en ünlü oyunlarından pekçoğu sevgilisi Elisabeth Hauptmann tarufından yazıldı. "Üç Kuruşluk Opera" hemen hemen bütünüyle Hauptmann'ın ürünüydü.

Brecht'in oyunlarındaki insanlık gurur verici olamaz, çünkü onda kendisinden daha çoğunu sunamaz.

 
 
 
Dünyada Ölçülebilir Mutluluk



The Happy
Planet Index

World Values Survey


Avrupa
Değerleri
Araştırması
2008
White, Adrian. (2007). A Global Projection of Subjective Well-being: A Challenge To Positive Psychology? Psychtalk 56, 17-20.

_
Dünyadaki en mutlu 20 ulus: 1. Danimarka 2. İsviçre 3. Avusturya 4. İzlanda 5. Bahamalar 6. Finlandiya 7. İsveç 8. Bhutan 9. Brunei 10. Kanada 11. İrlanda 12. Lüksemburg 13. Kosta Rika 14. Malta 15. Hollanda 16. Antigua ve Barbados 17. Malezya 18. Yeni Zelanda 19. Norveç 20. Şeysel Adaları.
Başka ilginç sonuçlar: 23. ABD 35. Almanya 41. İngiltere 62. Fransa 82. Çin 90. Japonya 125. Hindistan 167. Rusya
En mutsuzlar: 176. Demokratik Kongo Cumhuriyeti 177. Zimbabwe 178. Brundi.
___

Adrian White'ın (Leicester Üniversitesi, İngiltere) UNESCO, CIA, New Economics Forum ve Dünya Sağlık Örgütünün ve daha başka kaynakların istatistiklerine dayanan "mutluluk haritası" mutluluğun özsel olarak sağlık, gönenç ve eğitim (hiç kuşkusuz pozitif, pragmatik, yararcı eğitim) ile bağlı olduğu sayıltısından yola çıkar. Bu gerçekten de sayıltıdır ve bu tür etmenler sanıldığı gibi Mutluluk için özsel değildirler. Mutluluğun kaynağının gönenç, sağlık, eğitim gibi dışsal etmenler değil ama insan Duygusunun kendisi olması ölçüsünde, insanlık Güzelliği, Duyguyu ve Düşünceyi tam gelişmişlikleri içinde Bire kaynaştırmadıkça modern Mutluluk olarak görülen şey Hoşnutluktan daha iyi değildir. Mutluluk özdeksel-doğal olandan değil tinsel olandan doğar çünkü tinseldir. Bu tür görgül mutluluk araştırmalarının ölçemeyecekleri öznel etmen Sevgidir, çünkü Sevgi kavramı gereği sonsuzdur — entellektüel, etik ve estetik Başkalığın yenilmesi. İnsanlığın gerçek Duyguyu varoluşunun olağan durumu olarak yaşaması bireyi sonlu olana bağlayan kültürel biçimlerin ortadan kalkmasını, duyunçsuz, bilgisiz, güzelliksiz Ego biçimlerinin yerlerini gerçek Biçime bırakmasını gerektirir. Bu düzeye dek bu tür kültürel Mutluluk Araştırmalarına eşit ölçüde Mutsuzluk Araştırmaları da denebilir, çünkü ölçümler olumsuz yanlarında genel olarak kültüre özünlü bilgisizlik, sevgisizlik ve çirkinlik öğelerinin de ölçümleridirler.

 
 
 
Fenomenler
 

 


Nazi Almanyasının Sonu.
Sovyet Savaş Suçları
  Hero        
 
 
 

Françoise Hardy
Träume

Message personnel
L'amitié
Mon ami la rose

 
 
Doğu ve Despotizm
Putin Benazir Bhutto
RUSYA
DESPOTİZMDEN — DESPOTİZM YOLUYLA —
DESPOTİZME
JAPONYA, KORE,
HİNDİSTAN
PAKİSTAN
İSTENÇSİZ DEMOKRASİ?
AFGANİSTAN; İRAN,
KAZAKİSTAN
ÇİN
DESPOTİZM ALTINDA LİBERALİZM


Çin; Hero
 
 
Despotizm bir Kültürdür, Uygarlık değil.
 
_

Tarihlerinde kendilerini Marxist-Leninist ya da Maoist tanım altında toplumcu ya da ortaklaşacı devletler olarak bildirmiş ülkeler. — Sovyetlerin ve uydularının haritadan çekilmeleri henüz Despotizmin alanını küçültmüş değildir. İnsana Nazizmin verdiğinden daha fazla değer vermeyen Hint Kast Dizgesi Asya'nın genel despotik karakteri ile uyum içindedir.

 
Doğulu bilinç Batının Kötü ile bir olduğunu düşünür — ya da daha doğrusu duyumsar. Batı kötü, suçlu, duyunçsuzdur. Doğu ise suçsuz kurban. Ve Batı kötü olduğu için Doğu iyi olandır, — ya da Doğu iyi olduğu için Batı kötü olandır, çünkü Doğu ve Batı karşıtlardırlar. Bu bilinç sorunun daha karışık olabileceğini düşünemez, çünkü düşünmekten çok duyumsar, ya da düşünceleri nereden doğduklarını hiç bilmediği dürtülerinin buyruğundadır. Bu bilinç “düşünce özgürlüğü” gibi birşeyden söz ederken bile onun dışarıdan değil ama kendi içinden ve kendisi tarafından bastırıldığını bilemez. Ve ona düşünme özgürlüğü verilmediği için düşünmez. Böyle bilinç dünyaya baktığı zaman onun için İran özgürdür, İsveç değil; Çin’de en gerçek demokrasi vardır, ABD’de ise faşizm. — Doğuya duyulan o sevecenlik, giderek şefkat Doğuyu bilmekten değil, ama gerçekte Batıya duyulan Nefretten kaynaklanır. Despotik bilinç korkar — ister efendi olsun ister köle. Korku ise Düşmansız ve Nefretsiz ancak analitik bir soyutlama, ancak olanaksız birşeydir. Başka bir deyişle, Korku kendinde Nefrettir, ve Nefret olarak yok etmesi gereken Düşmansız yapamaz ve eğer onu bulamıyorsa yaratır. Korku Özgürlükle bağdaşmaz, ve Korkusuz yapamayan Despot için İstenç ve Özgürlük onun Başkası, onun Düşmanıdır. Despot Özgür İstençte bütünüyle haklı olarak yokoluşun gözdağını görür. — ‘Doğu’ teriminin altında yatan şey yön ile, coğrafya ile ilgisiz engin bir despotik bilinç alanıdır — henüz Özgürlük ile, varoluşun anlamı, değeri, güzelliği ile, henüz gerçek Kendisi ile, olabileceği Kendisi ile tanışmamış, eskimiş bir insanlık alanı. Eğer Özgürlük Ahlak için, Erdem için saltık koşul ise, Duyunç ile bir ise, eğer ancak özgür bir insanın Ahlakı ve Erdemi onun kendisinin olabilir ve ancak bu özgürlük içinde büyüyebilirse, eğer kölelerin salt köle oldukları, istençsiz oldukları için Ahlak ve Erdemleri olamazsa, o zaman Özgürlük Kavramının insan bilincine ve varoluşuna nerede ulaştığı sorulmalıdır: Çin’de mi? Hindistan’da mı?

 
_
Bir Demokrasi indeksi, 2007 (açık renk daha demokratik). Büyük ölçüde öznel olmasına karşın Doğu ve Batı ayrımını göstermek için yeterli. — Henüz dünyanın büyük yarısının kültürü olan Despotizm gelişemez, çünkü Gelişim özgür bireyin yeteneğine bağlıdır. Despotizm ise İstençsizlik, Eylemsizlik, Düşüncesizliktir. Bir Tarih savurganlığı olarak modern Despotizm Batıya henüz Batının kendisinde de Özgürlük ile bağdaşmayanda öykünmektedir — sömürüde, saldırganlıkta, eşitsizlikte. Ondan alabildiği anlayabildiğidir.  
Eğer Batı tüm Özgürlüğüne karşın, Demokrasinin, Yasa Egemenliğinin ve İnsan Haklarının bilincine karşın henüz moral ve törel gerilik içindeyse, ahlakın ve törelliğin koşulu olan Özgürlüğe henüz bütünüyle yabancı olan Doğunun durumunun ne olabileceğini yalın bir karşılaştırma ile çıkarabiliriz. Görüngü kendini gizleyen değil, ama sergileyen Özdür. Ve bir Kültür olarak Doğunun Özü ise Özgürlükten başka herşeydir — bir Kast dizgesi, Diktatörlükler, ve Mollalar, ve boşinanç, ve bilgisizlik, ve kölelik, ve bastırılmış güzellik, bastırılmş duyunç, bastırılmış düşünce.

Doğu Özgürlüğü hiçbir zaman tanımamıştır. Doğunun bildiği biricik özgürlük Despotun özgürlüğüdür. Batı ise Tarihtir, akışkanlık, değişim, gelişimdir. İnsanın kendi özünde olanı orada ortaya döktüğü, böylece gerçek olanı yanlış olandan, iyi olanı kötü olandan, güzeli çirkinden ayırdederek kendini orada tanıdığı Oluş sürecidir. Özgürlük sürecinin Ereğinin kendisi Özgürlüktür, çünkü süreç ancak daha şimdiden onda olanı, daha şimdiden olduğu şeyi üretebilir. Batı evrensel Özgürlük bilincinin doğduğu yerdir. Bu demek değildir ki Özgürlük bilinci doğar doğmaz Avrupa Özgürlüğü tam içeriği ile yaşama geçirmiş, Ahlak ve Erdem birden bire tüm bireyler için bütün bir varoluşun koşulu olmuştur. Bu demektir ki, Özgürlük yoksunluğu içinde Ahlakı ve Erdemi de hiçbir zaman tanımamış olan Asya ile karşıtlık içinde, Avrupa Ahlakı, Erdemi ve Mutluluğu bu yaşamda gerçekleştirmenin yoluna girmiştir. Bu Zamanın, daha tam olarak Tarihin işidir ve yüzyılları gerektirir. Batı bu süreçte kendi içindeki despotla, kendi moral ve törel geriliği ile savaşım içindedir. Doğu ise Özgürlüğü bugün bile kavrayabilmiş değildir, ondaki kavga her durumda bir Despotun bir başka Despotla dürtüsel kavgasından ötesi değildir. Erdemsizlerin yaptıkları Devrimlerin kendilerinin ahlaklı olamayacaklarını, yalnızca despotizmin el değiştirmesi olduklarını Dünya-Tini her zaman olduğu gibi ancak onları yaparak ve yaşayarak öğrenmektedir. Doğunun milyarları Özgürlüğü öğrenmek ve kavramak zorundadırlar çünkü buna yeteneklidirler. Doğulu Batılıdan ayrı bir tür değildir. O da homo sapienstir, aynı özsel insan doğasını taşır, ve insan olmanın değerini, anlamını, güzelliğini, mutluluğunu yaşayabilir ve yaşamalıdır. Doğu salt Avrupa tarafından küçümsendiği için küçümsenmeyi hak etmiyor değildir. İkisini de küçümseyen bir saltık küçümseme noktası, gelişimin ikisi için de Bir olan Ereği vardır.
 
 
 
 
İnsanlığı Kurtarmak İçin Materyal
Düşünceler
 
Materyalist Tarih görüşü — ya da dünyayı Özdek yoluyla açıklayan bilimsellik savındaki ideoloji — politik, dinsel ve törel düşünceleri ekonomik altyapı olan belirleyici özdeksel temelin üst- ya da yan-ürünü olarak kabul eder. Bilinç ve İstenç ve Duyunç dış dünyanın yansımalarıdır. Özgür bir Us düşüncesi metafiziksel bir kurgudur. Buna göre emekçi özgür olarak düşünemez, çünkü “egemen sınıfın düşünceleri her evrede egemen düşüncelerdir.” Yalnızca özgür Düşünce değil, ama Hak, Ahlak ve Yasa gibi tinsellikler de doğrudan doğruya birer yanılsamadır. İnsan özdeksel altyapı tarafından belirlendiğine göre moral değil, doğal/türsel bir varlıktır. Bütün bir kültür bir sömürü düzeneği olan üretim ilişkilerinin bir türevi, ve bütün bir Tarihin kendisi materyal çıkar hırsının sergilenişi olarak bir sınıf kavgaları arenasıdır. Dış realitenin bir yansıması olarak insanın özerk moral büyümesi, estetik ve etik gelişimi, türede ve tüzede olgunlaşması diye birşey yoktur, ve egemen sınıfların hizmetindeki felsefe başından bu yana boş metafiziksel kuruntulardan daha iyisini üretmemiştir. İnsan realitesinin Duyunçsuz ve İstençsiz bir kopyasıdır, ve böyle olarak yalnızca yanılmaya ve yanılsamaya yeteneklidir. Komünist Manifesto'ya göre (Manifest der Kommunistischen Partei) Ahlak, Yasa ve Din yalnızca “çeşitli burjuva önyargıları”dır ki, “arkalarında pusuda çeşitli burjuva çıkarları yatar.” Bütün bir törel ve politik yaşam gerçekte egemen sınıfın istençsiz ve düşüncesiz kitlelere karşı bir komplosudur. Demokrasi, İnsan Hakları, Yasa Egemenliği — bunlar modern dönemin metafiziksel masallarıdır. Yurttaş Toplumu ne olduklarını bilmeyen kölelerin bir yığınıdır. Ve Hegel'in felsefesi Tarihsel Materyalizmin üç ayağından biridir, aslında “Hegel'in duruş noktası da modern politik ekonominin duruş noktasıdır,” ve kendisi bilinçsizce de olsa bir tarihsel materyalisttir, Düşünceyi değil, ama “Emeği insanın özü olarak kavrar.”
 



Adam Smith:
Tarihsel Materyalizmin Temel İlkeleri

 
 
 
Dünyada Duyuncun Göstergeleri:
Tüze ve Türe
 
Dünyada Politik Yozlaşma Algısı İndeksi (Trancperancy International / Uluslararası Saydamlık Örgütü). Dünyada Rüşvetin faturası yaklaşık 1.000.000.000.000 (trilyon) dolardır ve bunun büyük yarısını ödeyen yoksul Doğu erdemsizliğine karşılık olarak Mutsuzluğu ve Gönençsizliği satın almaktadır  
Tüze (Hukuk) ve Türe (Adalet) bir tinin moral olgunluğu temelinde edimselleşen Kavramlar, ya da Platon'un anlatımını kullanırsak, İdealardır. Tüm İdealar gibi nesneldirler, göreli ya da kültürel değil; küresel ya da evrenseldirler, yerel ve tikel değil. Postmodern çok-kültürlülük ile saltık olarak çelişkilidirler, çünkü kültürel görelilik saltıklık ile bağdaşmaz, ve Türe ve Tüze ise her İdea gibi saltıktır. Türlülükleri yalnızca bir Sürecin, Tarihin yaşandığını, yalnızca gelişmekte olduklarını anlatır. Bu demektir ki İdeal Türe en sonuncuya dek her bir bireyin Hakkıdır. Ve İdeal yalnızca Reel olabileceği için idealdir. — Moral olgunluk Özgürlük ile koşulludur, çünkü Ahlak varoluşun saltık olarak insanın özgür Duyuncundan doğan değeridir. Duyunç Özgürlük içinde gelişmedikçe, Tüzenin ve onun işlemesi olarak Türenin kendisi bir aptallık tiyatrosundaki oyunlara dönerler. Duyunç ancak birey başkalarının İstenci altında olmadığı, Doğruyu ve Eğriyi korkutucu dinsel, geleneksel vb. yetkelerden değil ama kendi içinden bulmayı öğrendiği düzeye dek gelişir, erginleşir. Özgürlükten, Duyuncu bağımsız olmaya bırakmaktan korkmak anlamsızdır, çünkü Duyunç a priori İyi ve Doğru olanı bilme ve isteme yetisidir. Ve ussal yasa İstenci olarak Devlet ancak gelişmiş bir Duyunç üzerine dayandığı düzeye dek Devlet karikatürü olmaktan kurtulur, Kavramına, Özgürlüğe karşılık düşer. Bugün insan Duyuncu her zaman olduğundan daha olgundur, geçersiz geleneklere ve boşinançlara her zaman olduğundan daha az bağımlıdır. İstençsizliğe ve dolayısıya eylemsizliğe bağlı suçsuzluk Ahlak olamaz, ve bütün bir tarihlerinde Özgürlüğe ilk kez adımlarını atan, ilk kez doğal suçsuzluğun ötesine geçen uluslardan hemen erdem beklenemez. — Batının, özellikle ABD'nin moral geriliği ancak daha ileri olabileceğinin ve olmak zorunda olduğunun bir göstergesidir, ve Batının Reformasyonla başlayan modern dönemdeki moral gelişiminin güçlüğü Doğuya yalnızca Duyunç özgürlüğünü kazanma, kölelerini insanlar yapma sürecine girmede daha da gecikmemesi gerektiğini göstermelidir. [AHLAK] [DUYUNÇ]
 


GEREKSİNİMLER DİZGESİ


GEREKSİNİM

 
 
 
 

Mülkiyet pekala Hırsızlık olabilir, ama ancak Hırsızlık daha şimdiden Mülkiyeti varsaymadığı sürece. Ya da, “Mülkiyet Hırsızlıktır” demek Mülkiyet Mülkiyetten önce vardır demektir. Ya da, o önermede Mülkiyeti tanımlaması gereken yüklemin kendisi Mülkiyeti kapsar. — Doğal bilinç ancak kendi Usunun çıkarsamalarını doğrulama yürekliliğini gösterdiği zaman ussal bilinç olabilir.

 

Mülkiyet insanın bilincinde, daha tam olarak İstencindedir. Mülkiyet İstencin Şey üzerinde tanınmasıdır. Bu onu Hırsızlıktan, Suç olmaktan ayıran etmendir. Materyalist bakış açısı Mülkiyeti bir İstenç belirlenimi olarak değil, bir tinsellik olarak değil, ama fiziksel Şey olarak görür. Öyle görmelidir çünkü bu bakış açısı tinsel olanı özdeksel yapar. — İstenç ve Şey arasındaki dolaysız bağıntıda İstenç ilkin Duyuncun yargısı altında değildir, ve böyle dolaysız, duyunçsuz olarak İstenç ilkin her nesneye, giderek insanın kendisine dek uzanır. Liberalizm/Kapitalizm bu duyunçsuz istencin kendini Anamal olarak etkinleştirmesidir, sınırsızca ve koşulsuzca isteyen Mülkiyet İstenci ile — Hırs ile — aynı şeydir. Kapitalisti kapitalist yapan kapitali değil, ama kapitalini birincil sayması, onu tüm moral, törel ve giderek tüzel belirlenimlerin de üstüne koyma İstencidir. Ama Yurttaş Toplumu bu dolaysız İstenci denetler, ona Tüze olarak kendi İstencini tanıtır, ve bu nedenledir ki Yurttaş Toplumu ‘Kapitalist Toplum' denilen saçmalık değildir.

Mülkiyet kötü olarak, Kötülüğün kendisi olarak görülebilir. O zaman Mükliyetin kendisi bir moral varlığa çevrilmiş, ona kendine özgü bir İstenç yüklenmiş olur. Bu Yabancılaşma üzerine konuşanların ve yazanların, Mülkiyetin insandan bağımsız olarak, bir tür "görülmez el" olarak, bir tür "altyapı" olarak davrandığını düşünenlerin demek istedikleri şeydir. O zaman Mülkiyetin o sözde "fetiş"ten bir ayrımı kalmaz. Ama böyle "fetiş"in denetimindeki insan için geriye Özgürlük de kalmaz.

Mülkiyeti yasaklamak gerçekten de ona bağımlı olmayı önler, ama yatkınlığı önlemez. Ahlak salt görünüşte kazanılmışken, baskı ne denli başarılı ise baskılanarak gizlenen İstenç o denli terbiye edilmemiş, o denli yabanıl kalır. Gerçek, somut bağımsızlık bağımlı olmayı soyut olarak yadsımakla, ondan kaçmakla değil, ama onu yenmekle, onu olumsuz bir kıpıya dönüştürmekle kazanılır, tıpkı suçsuzluğun da bir hayvanat bahçesindeki arı doğallık değil, ama törel dünyadaki suçun kendisinin olumsuzlanması olması gibi. İstenci, böylece bireyselliğin kendisini tanımayı bilmeyen despotizm türü — tıpkı Brahmanın olumsuz Özgürlüğü durumunda olduğu gibi — insanın ancak istemeyerek, ancak eylemsiz kalarak suçsuz olabileceği sanısı içindedir. Bu engelleme insanı özgür kılmaz, tersine ilkin moral bir varlık olmasına son verir. Özgürlük bilincinden ve böylece İstençten yoksun bireysel ya da toplumsal kültürün Mülkiyetten korkusu bir erdem değil, tersine bir erdemsizlik anlatımıdır. Kişi kaçarken kaçtığından özgür değildir. ...

 

Emek

 
 
 
Tarihsel Materyalizm
Karanlık Özdek  
Gözlemlenebilir evrende karanlık özdek haritası. Hubble Uzay Teleskopu verilerinden (NASA 2007). Tarihsel Özdekçilik Bach'ı ve Dede Efendi'yi, Mona Lisa'yı ve Dokuzuncu Senfoniyi, ve Güzelliği, ve Türeyi, ve Özgürlüğü özdekten çıkarsamalıdır.  
“Tarihsel Materyalizm” anlatımında “materyalizm” sözcüğü saçmadır. Eğer Marx'ın kendisinin kullandığı “Materyalist Tarih Görüşü” anlatımı yeğlenirse, bu da eşit ölçüde geçersiz olacaktır, çünkü “özdekçiliğin,” “atomculuğun” ve daha başka ön-Sokratik özdekçi felsefi dizgelerin erken felsefe tarihinde önemleri ve anlamları olsa da, bugün örneğin Devleti, Yasaları, insan ilişkilerini, sanatı, felsefenin kendisini vb. atomlardan ve moleküllerden çıkarsamaya çalışan bir felsefi girişim en azından antika görünecektir. Bu yüzden böyle birşey yoktur ve “Materyalist Tarih” anlatımı bir skandal olarak algılanmıyorsa, bu felsefesiz entellektüelin aynı zamanda düşüncesiz olduğunun da bir kanıtıdır. Eğer materyalizm bir monizm ise, o zaman tinselliğe de varlık yükleyebilecek bir düalizmi dışlayacaktır. Ve gerçekten de Marx Hegel'i onun için “duyu, din, devlet erki vb. tinsel kendiliklerdir” diyerek eleştirir, çünkü onların da özdekler olmaları gerektiğini düşünür. Tarihsel Materyalizm Tarihi Özdek yoluyla açıklamak zorundadır. Ama “Üretim İlişkileri” denilen şey özdeksel bir moment içerse de, “ilişkiler” olarak tinsellikten başka birşey değildir.
 

 
 
 
‘‘Kapitalizm Gazinoya Yozlaştı.''
MUHAMMED YUNUS (2006 NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ)
 
Ama — Muhammed Yunus'un moral kaygılarına en büyük saygı ile — Kapitalizmin yozlaşmayacağını, çünkü Kapitalizmin a priori yozlaşmışlık olduğunu, insanı maskara ettiğini söylemek daha doğru olacaktır. Kapitalizm ekonomi değil, bir toplum biçimi ise hiç değil, ama bir ideolojidir, ve Kapitali, yani paranın sınırsız büyüme mantığını ilke olarak alır ki, bunun moral ya da daha iyisi a-moral anlatımı Hırs dediğimiz şeydir. Hırs usdışıdır, insanın insan-altına yenik düşme, ilkelliğinde diretme yollarından biridir. Ve toplumlara Hırsın egemen olduğunu söylemek dünyada ahlaksızlığın egemen olduğunu söylemektir. Bunu söylemek hiç kuşkusuz olanaklıdır (aslında önemli bir düzeye dek doğrudur da). Ama o zaman ahlaksız, duyunçsuz bir insanlığın Hak, Türe, Özgürlük, Gönenç gibi değerlere yetenekli olduğunu söylemek anlamsızlaşır. — Gerçekte bir bütün olarak insanlık Türeden, Haktan, Mutluluktan payını ancak moral gelişmişliği ile, ancak Duyunç büyümesi ile, Özgürlük bilincinin kazanılması ile orantılı olarak alır. Yurttaş Toplumu kavramı Hırs üzerinde Duyuncun egemenliğini içerir — çünkü Yurttaş Toplumu onda Duyuncun gelişebileceği biricik toplum biçimidir. Duyunç Adam Smith'in “görülmez elinden” sonsuz ölçüde daha güçlüdür, çünkü Hırsın gücü yalnızca ve yalnızca Hırs olduğunu bilmemesinden gelir.
 

Yurttaş ve Kapitalist bir midir? Yurttaş Toplumu ‘Kapitalist Toplum' mudur? Yoksa Kapitalizm Yurttaş Toplumunun yokluğu mudur? ... Hırsın yola getirelemez olması ancak ve ancak insanın moral bir varlık olmaması ile olanaklıdır. O zaman hiç kuşkusuz Yurttaş Kapitalist, ve Yurttaş Toplumu Kapitalist Toplumdur.

 
 
‘‘Wall Street’s bigwigs should realize that real Americans are bailing them out.’’
  “Note to the tone-deaf Wall Street titans: This is not about you losing your vacation home or you having to give up your private jet and fly commercial. This is about real life and real people. And it's real people who are saving your skin right now. You should be so grateful.”
 

WHAT
MATTERS?

DAVID ELLIOT COHEN
(EDITOR)

 
 
 
Tarih Felsefesi
TARİH FELSEFESİ  
(Published with permission
© Nancy Stahl)
 
Osmanlı İmparatorluğu Avrupa ile aynı zamanda, aslında Avrupa'nın birçok devletinden daha önce modernleşme sürecine girdi. Bu bütünsel bir kültürel dönüşüm, Osmanlı'nın Osmanlı olarak ortadan kalkışının başlangıcıydı ve sürecin ürünü Özgürlük İlkesi üzerine kurulu modern Türkiye Cumhuriyeti oldu. İlke — onurlu, bilgili, özgür, çağdaş bir törel yaşamın gücü olan ussal İdea — on yıllar boyunca salt kitlesel eğitimsizlikten kaynaklanan erdemsizliğin, karanlık boşinancın ve despotik ideolojilerin taşkınlıklarını ve çılgınlıklarını yatıştırdı, kendini ussal ve uygar İstenç olarak, geri alınamaz bir Özgürlük tini olarak modern bir toplum yapısına doğru edimselleştirdi. Osmanlı Devleti kendini Dünya-Tininin bütün bir tarihsel kalıtı üzerine kuran, Yunan-Roma uygarlığının sürdürücüsü olduğunu bilen ve onu isteyen, daha başında Dünya Tarihinin ilerleyişine ait değişebilen, yenileşebilen, gelişebilen bir politik yapıydı. Ussal olarak değişebilmesinde ve Ussallığa doğru değişebilmesinde özgür Batı tininin parçasıydı, despotik değişmezliğinde direten usdışı Doğunun değil. Modern Cumhuriyeti kuran Tin sözcüğün en gerçek anlamında Özgürlük ve Eşitlik kavramlarını özümsemiş, değişme, yenileşme ve gelişme İstencini kavramış olan bu Osmanlı Tininden başkası değildi. Değişmeyen despotik Doğu Tini ile karşıtlık içinde, Osmanlı İmparatorluğu Tarihin Herakleitos ırmağının akışı içindeydi. Ve Avrupa Orta Çağlarının zifiri karanlık yüzyılları ile karşıtlık içinde, Tarihi pırıl pırıl aydınlığı ve akışkanlığı içinde tutan evreydi. İdeolojiden, boşinançtan, gelenekten özgür eksiksiz bir Türe ve Erdem varoluşuna belirlenen Cumhuriyet Tini ancak ona bu sonsuz değerleri kalıt bırakacak denli yüksek bir tinin ürünü olabilirdi.
 

FelsefeYazın Dergisi 2007
FelsefeYazın Dergisi

KOOP ISLANDS BLUES
KOOP ISLAND BLUES
Kandinsky, Kompozisyon
MODERNİZM

MODERNLİK

 
 
 
Hegel
Tarih Felsefesi
 
Julius Sezar (İÖ 100-44).  
“Sezar konum, onur ve güvenliğini koruma uğruna savaşıyordu, ve karşıtlarının gücü Roma İmparatorluğunun illeri üzerindeki egemenlik olduğu için, onlar üzerindeki utku ona bütün İmparatorluğun fethini getirdi; böylece, anayasa biçimini olduğu gibi bırakmasına karşın, Devletin Diktatörü oldu. Ama ilkin olumsuz olan ereğine, Roma'nın Tek Egemeni olmaya ulaşmasını sağlayan şey böylece aynı zamanda kendinde Roma'nın ve Dünyanın Tarihinde zorunlu bir belirlenimdi, öyle ki bu yalnızca onun tikel bir kazanımı değil, ama kendinde ve kendi için zamanı gelmiş olanı yerine getiren bir içgüdüydü. Bunlar Tarihteki büyük insanlardır ki, kendi tikel erekleri Dünya-Tininin İstenci olan Tözseli kapsar. Onlara Kahramanlar denir — çünkü ereklerini ve görevlerini yalnızca şeylerin kalıcı dizge tarafından kutsanan dingin ve düzenli gidişinden değil, ama öyle bir kaynaktan türetmişlerdir ki, içeriği gizlidir ve şimdide varoluşa ulaşmış değildir; onları henüz yüzeyin altında gizlenen iç Tinden türetmişlerdir ki, dış dünyaya bir kabuk gibi vurarak onu kırar, çünkü o bu kabuğun çekirdeğinden başka bir çekirdektir; öyleyse onları kendi içlerinden türetmiş görünürler ve eylemleri öyle bir durum ve dünya koşulu üretmiştir ki, yalnızca onların davası ve onların işi olarak görünür. ”
 

Dünya Tarihi bir mutluluk sahnesi değildir. Ondaki mutluluk dönemleri boş sayfalardır, çünkü bunlar karşıtlığın askıya alındığı uyum dönemleridir.”

 
 
 

Plutark'a göre Sezar Galya'daki savaşlarında sekiz yüz kasabayı ele geçirdi, üç yüz devlete boyun eğdirdi, ve kendileriyle çarpıştığı üç milyon insandan bir milyonunu öldürdü, bir ikinci milyonu tutsak aldı. Kahramanlar peygamberler değildirler. Yalnızca bilinçsizi oldukları büyük dünya-tarihsel rollerini yerine getirirler. Kavrayışlı insanlardır ve tikel erekleri o altüst oluş günlerinde Dünya Tininin İstencinde tözsel olanı kapsar. Sezar iç savaşlar sonucunda ortadan kalkma noktasına gelmiş olan Roma Cumhuriyetini ortadan kaldırdı ve onu Roma İmapratorluğuna dönüştürdü. İzleyen dönem Pax Romana olarak bilinir. (Solda: Galyalı Vercingetorix Sezar'a teslim oluyor, İÖ 52.)

 
 
 
Modern Tin:
Aile
 
Aile Kavramına göre doğal törel Tindir. Sevgi onun değeri iken, Erdem varlığı ile birdir. Aile sonlu, yetersiz, reel biçimlerine göre değil ama Kavramına göre alındığında,özü insan duygusunun sonsuzluğu olarak Sevgi ve törel karakter ideali olarak Erdemdir ve bunlar Aileyi göreli her kültürelliğin üzerine yükseltirler. Aile tarihsel değil ama tanrısaldır. Bireysel İstencin özgür olmadığı, kadının ve erkeğin gerçek, eşit kendileri olmadıkları gelenek ve boşinanç kültürlerinde reel Aile henüz kendi ussal idealine karşılık düşmez. Öte yandan, İnsanın gerçek kendisinin Oluş süreci olarak modern kültürlerde törel karakter henüz Aile için herhangi bir sağlamlık sunamayacak bir akışkanlık içindedir, kadın ve erkek tözsel karakterlerini ve böylece mutluluk hakkını ve yeteneğini kazanmış değildirler. — Ailede ve Sevgide birey doğal bağımsızlığını yitirir. Ama bu bağımsızlık kendinde soyut Benin özencinden daha değerli değildir. Birey kendini ancak başkasındaki öz-duygusunda kazanabilir. Ve ancak o zaman yalnızca Sevgiyi değil ama gerçek, somut Özgürlüğünü de yaşar.
 

 
 
 
Mantık Bilimi (B)
Hegel
 
I. Varlık Öğretisi
Birinci Kesim: Nitelik
Bölüm İki: Belirli-Varlık
C. SONSUZLUK

Not 2. İdealizm
Sonlu idealdir önermesi İdealizmi oluşturur. Felsefenin İdealizmi yalnızca Sonluyu gerçekten var olan birşey olarak tanımamaktan oluşur. Her felsefe özsel olarak İdealizmdir ya da en azından onu ilkesi olarak alır, ve o zaman soru yalnızca bu ilkenin edimsel olarak ne ölçüde yerine getirilmiş olduğudur. Felsefe bu düzeye dek din gibidir; çünkü din de benzer olarak Sonluluğu gerçek bir Varlık olarak, bir enson ya da Saltık olarak, ya da koyulmamış, yaratılmamış, bengi birşey olarak tanımaz. İdealist ve realist felsefelerin karşıtlığı buna göre anlamsızdır. Genel olarak sonlu belirli-Varlığa gerçek, enson, saltık Varlık yükleyen bir felsefe felsefe adına yaraşmaz; eski ya da yeni felsefelerin ilkeleri, Su ya da Özdek ya da Atomlar düşünceler, evrenseller, ideal kıpılardırlar, dolaysızca bulundukları gibi, e.d. duyusal tekillikleri içindeki şeyler değildirler; giderek Thales'in Suyu bile böyle değildir, çünkü görgül su olmasına karşın, bunun dışında aynı zamanda tüm başka şeylerin Kendindeleri ya da Özleridir, ve bu şeyler kendilerine-bağımlı, kendi içlerinde temellenmiş değil, tersine bir başkasından, Sudan koyulmuşlardır, eş deyişle idealdirler. ... [BİLİM NE İLE BAŞLAMALIDIR?]
 

Dizge

 
 
 
Arı Usun Eleştirisi
Kant
 
GİRİŞ

I. Arı Ve Görgül Bilgiler Arasındaki Ayrım

Tüm bilgimizin deneyim ile başladığı konusunda hiçbir kuşku yoktur; çünkü bilgi yetisi eğer duyularımızı uyararak bir yandan kendiliğinden tasarımlar yaratan, öte yandan bunları karşılaştırmak ve bağlayarak ya da ayırarak duyusal izlenimlerin ham gerecini nesnelerin deneyim denilen bir bilgisine işlemek için anlak etkinliğimizi devime geçiren nesneler yoluyla olmasaydı başka hangi yolla uygulamaya geçirilebilirdi? Öyleyse zamana göre bizde hiçbir bilgi deneyimi öncelemez ve tüm bilgi deneyimle başlar.

Ama tüm bilgimizin deneyim ile başlamasına karşın, bundan tümünün de deneyimden doğduğu sonucu çıkmaz. Çünkü pekala olabilir ki deneyim bilgimizin kendisi bile izlenimler yoluyla aldıklarımızın ve kendi bilgi yetimizin (duyusal izlenimlerin yalnızca vesile olmalarıyla) kendi içinden sağladıklarının bir bileşimidir, ve bu son eklentiyi o temel gereçten ancak uzun alıştırmalar sonucunda kazanılan dikkat ve beceri yoluyla ayırdedebiliriz.

 

İ
II. Basım

 
 
 
Aydınlanma ve
Romantizm


Aziz Yardımlı
Voltaire  
Modern Toplumda Yurttaş vardır, Aydın değil. Aydın kendini Yurttaştan daha çoğu olarak görür ve despotizminin gizi bunda yatar. Aydın hiç kuşkusuz karanlık olan karşısındaki ışık gibidir. Aydın olabilmek ve kalabilmek için Karanlığı yoksa bile yaratmalıdır.  
“Aydın” ve “Aydınlanma” sözcükleri onurlandırıcı sözcüklerdir. Ama Kavramları göründüklerinden başka türlü olduklarını gösterir. Aydınlanma kavramı Yararcılığa, ve Aydın kavramı ise Despota bağlıdır. Öylesine içsel olarak ki, Aydınlanma yararcı olmaksızın, ve Aydın despot olmaksızın olamaz. Aydın bilgisizlik karşısında bilgili olandır, ama bu bilgi 2 + 2 = 4 ya da f = ma tarzında bir bilgi değil, başka türden bir bilgidir. Aydın kendini özsel olarak Boşinanca karşı, Karanlığa karşı belirler. Ama Aydın karşıtçılığında Boşinancın da ilerisine gider ve genel olarak İnanca da kuşkuyla bakar. Aydınlanma düşünürlerinin kuşkucu görgücüler olmaları bir raslantı değildir. Hume, Locke, d'Hollbach vb. gibi önde gelen Aydınlanma düşünürleri bilgiyi duyusal olandan türettiklerini düşünürler. Böylece Etikleri de ussal değil, duyusal bir temele dayanır, ve politik erki metafiziksel dedikleri ussal genel İstenç olarak değil, ama despotun algılanabilir bireysel, kişisel Özenci olarak görürler. Aydınlanmanın yararcı Etiği evrensel bir Duyunç hamlığı ile, ve Aydının despotizmi boyun eğen ve özgürlük bilincinden yoksun bir halkın varlığı ile birlikte gider. İyi yanında, yani salt öznel niyet olarak, Aydınlanma kurtarıcıdır ve insanlığı kurtarma uğruna boşa çıkan girişimlerden biri olarak görünür. Aydınlanma bilimsel gelişimin Gönençte sınırsız bir artışa götürerek yoksulluğu ortadan kaldıracağı, insanı doğa karşısındaki güçsüzlüğünden kurtaracağı gibi beklentilerinde bir iyimserlik tinine anlatım verdi. Hiçbirşey böyle umuttan daha haklı, daha ussal, daha anlamlı olamazdı. Ama Aydınlanma insanın ilkin içinde, öznelliğinde, Duyuncunda gelişmesi gerektiğini, duyunçsuz bir gelişmenin yalnızca eşitsizliğin gelişmesi demek olduğunu anlayamazdı. Aydınlanmanın çocuksu tasarı beklenenin tam tersine sonuç verdi. Yalnızca pozitif bilgi ile boşinancın karşısına dikilen Aydınlanma moral İyiyi içgüdüsel Haz ile eşitledi ve bu ahlaksızlık temelinde Etiği Yararcılığa indirgedi. Bencillik, duyunçsuz liberalizm, insanın en kaba saba hırsı bütün bir törel yaşamın ilkesi yapıldı. Aydınlanma mantığı Yararcılık Etiği temelinde Etiğin kendisini ortadan kaldırdı. Bu mantığın reel yanı olarak, “yararın” kendisini elde edenlerin yanısıra, içeride ve dışarıda insanlığın daha önce hiç yaşamadığı bir yoksulluk, eşitsizlik, türesizlik dönemi başladı. Anamalcılık özdekçi ve görgücü Aydınların yaratısı değildir. İkisinden — Anamalcılık ya da Aydınlanma — hiç biri ötekinin yaratıcısı ya da nedeni değildir çünkü ikisi de bir ve aynı tinsel kökenden gelirler, aynı estetik, etik ve entellektüel düşüklüğü paylaşırlar: Güzele ilgisiz popüler, işlevsel, araçsal modern ‘estetik' ölçünler, yararlığa, böylece sömürüye ayarlanmış bir ‘etik,' ve anlam ve bilgi değil ama ele gelir materyal sonuçlar üretmeye indirgenmiş pragmatik pozitivist ‘bilim.'
 
OLGULAR VE KAVRAMLAR
   
1. Tarih Kavramı
2. Us Çağı
3. Aydınlanma ve Romantizm
 
 
 
Blace sığınmacı kampından ayrılmak üzere olan Kosovalı bir genç kadın; Foto: Lucian Perkins Aziz Yardımlı
Facts and Concepts

Kosovo 1999

Introduction
Intellectual and Truth
Why Mr. Chomsky's Views Are Criticized

The PKK Question
Hatred in Middle East and Europe
 

Galeri 1
(Lost in
plain sight)
Lucian Perkins


Galeri 2
(Şiirler)


Galeri 3
(Foto)

 
 
  Kavramlar  
 
 
Mülkiyet, Kapitalizm, Özgürlük, Etik, Aydın, Halk, İdeoloji, Yurttaş, Demokrasi, Despotizm, Güç, Gelişme, Yurttaş Toplumu ...
 


 
'Germania,' (ayrıntı) Friedrich August von Kaulbach, 1914 (192 x 147 cm) DHM, Berlin.
İDEOLOJİ  
tek bir ilkeye yoğunlaşmış despotik İstencin dünyayı Zor ve Şiddet yoluya değiştirme programıdır. İdeolojinin Yurttaş Toplumunda yeri yoktur, çünkü özgür Yurttaşın kurtarılma gereksinimi yoktur. İdeoloji istenci ve Duyuncu tanımamasında ancak dünyanın despotik bilinç alanlarında bir Güç olabilirdi. Nazizm Germanik İstenci ırk idealizmine yabanıllaştırdı. Bolşevizm İstencin kendisini reddeden bir İstenç, bir kölelik İstenciydi. Nazizm doğal İstencin, özsel olarak bir dürtünün anlatımıydı. Bolşevizm küçük bir terör Partisinin bütün bir nüfusun İstencine ve Duyuncuna karşı sürekli savaşımıydı. Birinciyi yenmek için bütün bir dünyanın erdemini seferber etmek gerekti. İkincisi bir Tinin kendi ile çelişkisiydi, ve kendi içinde çökerek kendini yoketti.
 


 
 
 
Modern Tin:
Yurttaş Toplumu
 
Bir Gereksinimler dizgesi olan Modern Toplumda Yurttaşlar mülkiyet iyeleridirler, birer kişidirler, ve özgürce sözleşme ilişkilerine girerler. Duyunç Özgürlüklerinde neyin iyi ve doğru, neyin kötü ve eğri olduğuna, neye inanacaklarına ya da inanmayacaklarına kendileri için karar verme hakkını bulurlar. Yasalarını özgürce kendileri yaparlar ve onlarda boyun eğdikleri Güç kendi ussal istençleridir. Kendileri gerçek Kendileridirler, çünkü Duyunçları ve İstençleri kendilerinindir. — Modern Törellik bir özgür Duyunç ve İstenç tini olduğu için değersiz geleneksel değerler ile bağdaşmaz. Gelenek ve Yenilik arasındaki bu çelişki Yurttaş Toplumunu bir Oluş süreci olarak, yeniliğin direnilmez bir İstenç gücüyle geleneği ortadan kaldırdığı bir modernleşme süreci olarak belirler. (Nihilizm yalnızca süreç olana, bu yüzden geçici ve göreli ve değersiz olana sarılmada yatar.) Bir Oluş Süreci olması aynı zamanda modern Yurttaş Toplumunun tüm erdemsizliğinin, türesizliğinin, bencilliğinin açıklamasıdır. Özgürlük kavramı bu süreci amaçsız ve anlamsız bir İlerleme değil, ama Ereği insan gizilliğinin tam açınımı olan direnilemez bir entellektüel, etik ve estetik Gelişme süreci yapar. Onda anlamsız olana, değersiz olana, erdemsiz olana karşı çıkacak olan istenç bir ideoloğun demagojik istenci değil, ama Yurttaşın kendi istencidir. Ve bu İstencin üstünde ve ötesinde hiçbir gücün olmaması modern Yurttaş Toplumunun saltık olarak ussal, türeli, özgür bir varoluşa gelişmesinin saltık güvencesidir. Yurttaş Toplumu kavramı Özgürlük kavramının bir çıkarsamasıdır, ve modern realite tüm değişkenliği, akışkanlığı ve gelişimi ile bu Kavramın milyonların bilinçlerinde ve yaşamlarında sınırsızca edimselleşmesinin sahnesidir.
 


Giriş Bölümü
(§§ 1-18)


 
 
 
Irkçı
Dörtler
“Bu herif tepeden tırnağa kapkaraydı — söylediklerinin aptalca olduğunun açık bir tanıtı” :: “Dieser Kerl war vom Kopf bis auf die Füße ganz schwarz, ein deutlicher Beweis, daß das, was er sagte, dumm war” (Immanuel Kant).

Kant her ne kadar kendi “aşkınsal çıkarsama” yöntemi ile Negronun karalığından onun aptallığını tanıtladığını ileri sürse de, yaptığı şey ne çıkarsamaydı, ne de felsefe. Felsefe görünüşü altında, yalnızca kişisel görüşlerine, aslında Avrupa'nın yaygın bir duyarsızlığına anlatım veriyordu ve bu bakımdan ne ilk, ne de sonuncuydu. Buna izin verebilecek biricik felsefe tanıtlamasız, çıkarsamasız bir felsefe, “kuşkucu felsefe” olabilirdi — eğer böyle birşeyi felsefe olarak kabul etmeye hazırsak. Buna karşı insanın bilgi yetisinden umutsuzluğa düşmeyenler için, örneğin tanıtlamayı kurgul usun doğası olarak, aslında kendisi olarak gören ve buna göre insanın bilme yeteneğin sonsuz ya da tanrısal olduğunu tanıtlayan Descartes için, “Sağ duyu (Us) tüm insanlara eşit olarak paylaştırılmıştır.” Yine, Hegel'in insana salt insan olduğu için sonsuz değer veren görüşü salt keyfi, kişisel bir görüş değil, ama ussal düşüncesinin bir çıkarsamasıdır. Onun nesnel idealizmi ne Afrikalının, ne Yahudinin, ne de Germanik ırkın aşağı ya da üstün görülmesine izin vermez. Bütün varoluşun raslantısal değil ama saltık başyapıtı olan, Ereği olan homo sapiens siyah da olsa, beyaz da olsa aynı özü taşır. — Almanca Kant metni için bkz. BONN ÜNİVERSİTESİ.

Hume

Kant

Locke

Russell
 

II. Basım


 
Ruby Bridges, 1960. "The Problem We All Live With" by Norman Rockwell, depicting Bridges as she goes to school.   “... For a little girl six years old going into a strange school with four strange deputy marshals, a place she had never been before, she showed a lot of courage. She never cried. She didn't whimper. She just marched along like a little soldier. And we're all very proud of her (applause).” (Link 1) (Link 2)
 
 
 
Eros, Modernlik ve
Ruhçözümleme

Aziz Yardımlı

Freud Metinleri
Üzerine
Çözümlemeler

Sofa  
Tüm ruh-çözümleme uygulayımında en önemli olan sorun hastanın — bu durumda modernliğin kendisinin — özgür çağrışıma ve ussal iletişime açık olup olmadığıdır. Eğer nihilist yorum haklıysa, eğer modern toplum postmodern duruma, şizofrenik bir duruma bozulmuşsa, ussal iletişimden başka bir yöntemi olmayan ruhçözümleme geçersizdir.


Freud
Ego ve İd
İki İlke

Marcuse
Eros ve Uygarlık

Fancher
Çatışmadaki İnsan

Yaşamöyküsü
 
 
 
Plutark
Meriç Mete
Ariadne / Plutark
WATERHOUSE/PLUTARK
ARİADNE
DAVID/PLUTARK
SABİN KADINLARI
LAGRENEE/PLUTARK
ALKİBİADES VE METRESİ
ALMA TADEMA/PLUTARK
AMFİSSA KADINLARI
PLUTARK/BEETHOVEN
CORIOLANUS
 
 
 
 

Şafağın Kapıları
(1900)

Herbert James DRAPER
(1864-1920)

Yerde Aurora'nın ayaklarının altına saçılmış yatan ölü güller onun tükenmek
bilmez tutkusuna tanıklık ederler.
Gene de güllerin, tıpkı şafak gibi,
narin, uçucu bir güzellikleri vardır,
ve zaman içinde geri dönerler.
Evet, Aurora bir sonraki kurbanı için
bekliyor olabilir.
Ama pekala yeni güne bakıyor da olabilir,
çünkü ne de olsa Şafaktır.

 

SVETLANA
ZAKHAROVA


SOFIANE
SYLVIE


 
 
 

Novalis
Sümbül ile Gül'ün Öyküsü

Çeviren: Leman Toykan

‘‘... sıradana gizemli bir görünüş, ... sonluya sonsuz bir anlam verdiğimde, onu romantikleştiririm'' ::
‘‘... indem ich dem Gewöhnlichen ein geheimnisvolles Ansehen, ... dem Endlichen einen unendlichen Sinn gebe, so romantisire ich es.'' YAŞAMÖYKÜSÜ

 

 
 
 
Alma Tadema:
İnsanın Görkemi

Yapım: Diren Yardımlı
 
Lawrence Alma-Tadema'nın resimlerinin çoğu klasisizme özel bir bakış açısından anlatım verir. Ortam genelde Mısır, Yunan ve Roma dünyalarıdır. Sokakları, balkonları dolduran insanlar ise daha çok Victorian dönemin İngilizleridir. Onu klasik öncüllerinden ayıran en önemli nokta seçtiği konularının dinsel ya da mitolojik olmayışıdır. Sanatçı bağlı kaldığı klasik tini insanların gündelik yaşamlarına yansıtır, onun soyluluğunu ve dinginliğini sokaklarda, parklarda gezen insanlara yükler. SERGİ
 

 
 
 
Adolphe-William Bouguereau:
İnsanı Tanrının gözleriyle görmek
La Frileuse, 1879  

Bouguereau Resim Sanatını bu sanatın yetenekli olduğu sonsuzluğa, Doğanın üstünde ve ötesinde yalnızca insan Tininin üretebileceği, daha Güzeli olmayan sonsuz Biçimlere yükseltir. Onda gördüğümüz ve bizi çarpan öğeler renkler ve şeyler değil, ama insan ruhunun Güzelliği, duygunun erişilmiş sonsuz Biçimidir.

‘‘İnsan Güzelliği ve Gerçekliği aramalı, Bayım! Öğrencilerime her zaman en son noktaya dek çalışmanız gerek derim. Yalnızca bir tür resim vardır. Göze eksiksizlik sunan resim, Titian ve Veronese'e de bulduğunuz güzel ve kusursaz türden işleme.''

 

 
 
 
İsmail Dede Efendi

Melis Alkan
    Abdülkadir-î Meragî (1353?-1435) ve Itrî (1640?-1712) ile birlikte Klasik Türk Müziği'nin en büyük üç müzisyeninden biri olarak kabul edilen Hammamîzade İsmail Dede Efendi 9 Ocak 1778'de İstanbul'da doğdu. 1797'de Yenikapı Mevlevihanesi'ne çekilen İsmail burada musiki bilgisini ve yeteneğini ilerletti ve Abdülbaki Nasır Dede'den ney çalmayı öğrendi. Şeyhi Ali Nutki Dede genç mürid İsmail'deki musiki yeteneğini fark etmiş ve ona ‘‘Öyle görüyorum ki geleceğin en büyük üstadı olacaksın'' demiştir.
 

 
 
 
Toplumsal Sözleşme
Du contrat social

Jean-Jacques Rousseau
 
“Özgürlüğünü yadsımak insan niteliğini, insanlık haklarını, giderek ödevlerini bile yadsımak demektir. Herşeyden vazgeçen biri için bunun karşılığının ödenmesi olanaklı değildir. Böyle bir vazgeçme insan doğası ile bağdaşmaz; ve istencinden tüm özgürlüğü kaldırmak eylemlerinden tüm ahlakı kaldırmaktır.” “Renoncer à sa liberté c'est renoncer à sa qualité d'homme, aux droits de l'humanité, même à ses devoirs. Il n'y a nul dédommagement possible pour quiconque renonce à tout. Une telle renonciation est incompatible avec la nature de l'homme, et c'est ôter toute moralité à ses actions que d'ôter toute liberté à sa volonté.” BİRİNCİ BÖLÜM: Türkçe-Fransızca
 

 
   
  Görelilik Kuramı:
Felsefesiz Bilim
Einstein belirlenimsizciliği reddederken kendisi belirlenimsizciliğin temelerini kullanır.
Aziz Yardımlı
 
 
 
Einstein Heisenberg'in olasılıkçılığını açıkça neyi reddettiğİni bilmeden reddetti, çünkü Görelilik Kuramının Tanrısı zar atmaktan daha çoğunu yapamazdı. Görelilik kuramının felsefi temelleri Heisenberg'in de kullandığı temellerdir. Ve Görelilik Kuramına bayılan pozitivizm bilimin bilgi değil ama sanı olduğunda diretir. Doğrulanabilme (ki Yanlışlanabilme ile aynıdır) Duyusal Olasılık demektir, Usun Gerçekliği değil.  
Görelilik kuramı Saçma olana inancı, Usun terk edilmesini ister, çünkü Evrenin ussal olmadığını, kavramsal düşüncemize yanıt vermediğini ileri sürer ve görüşlerini yaklaşıklık ya da karşı çıktığı olasılık görüşünden daha iyi bir yolda deneyimin kendisi üzerine de dayandırmaz. Eğer gene de görelilik kuramı ussal sayılıyorsa, bu Usun kendisinin Saçma olduğunu doğrulamaya götürecektir. Görelilik Kuramına göre Uzayın çevresi çitlerle kuşatılıdır, içerdiği özdek kütlesi sonlu ve hesaplanabilirdir, ve Albert Einstein bu miktarı saptamış ve sunmuştur. Bu kurama göre Sonsuzluk kavramı bir mittir, ama karşıtı, Sonluluk, değil. Uzay bükülebilir, uzayıp kısalabilirdir, çünkü özdektir, her bir özel uzay noktası için yalıtılmış özel bir Zaman kıpısı vardır ve kesikli Zamanda evrensel, saltık bir Şimdi yoktur. Bu kurama göre Süreklilik kavramı da bir yanılsamadır, ama karşıtı, Kesiklilik, değil, ve buna göre her uzay ve zaman noktası kendi içerisinde saltık olaak yalıtılmış, süreksiz bir monaddır. Görelilik Kuramı kapsadığı düşüncelerin düşünülebileceklerini ileri sürmez. Düşünülemeyeceklerini, giderek sezgiye bile aykırı olduklarını ileri sürer. Ve bu eşsiz özelliği ile, felsefesiz temelleri ile, Düşünceden başka herşey tarafından tanınır, sayılır, doğrulanır, ve kullanılır — medya tarafından, popüler imgelem tarafından, düşüncesiz pozitivizm tarafından. Çürütülemez çünkü Usa kapalıdır.
SONSUZLUK
1. Hilbert: Sonsuzluk
 

 
 
 
Görelilik Kuramının çıkarsaması olan Big Bang kuramı Görelilik Kuramının kendisi gibi usdışıdır. "İlksel Atom" mitolojisi üzerine dayanır ve bu köken ile hiçbir bağlantısı olmayan fiziksel bulgular tarafından doğrulandığı ileri sürülür. Usdışı bir kuramın ussal bir Evreni açıklaması olanaksızken, bir Kaosun kuramından söz etmek ise saçmanın da ötesidir.  
Görelilik Kuramı felsefi temellerinde hermeneutik ile de akrabadır. Heidegger Logosun üzerini çizerken ve onu salt Söz yaparken, Einstein da aynı şeyi, ama yalnızca görünürde ayrı bir terminoloji ile yapar. Logosu Olympos'un yükseklerinden yere indirdiğini yazar, bilimin temelinde düşüncenin değil, her nasılsa duyusal algının yattığını belirtir — ne ilginçtir ki, Heidegger de fenomenin, duyusal algının gerçekliğin gizi olduğunu, ontolojinin aslında fenomenolojik olduğunu düşünür. Duyular hiç kuşkusuz gözlemci özneye görelidirler, tekildirler, saltık değil, evrensel değil. Mekaniğin — ister fotonun isterse galaksinin olsun — özsel olarak ussal olduğu düzeye dek, Görelilik Kuramı ussal bir Kozmoza değil, ama ancak fenomenolojik bir Kaosa temel olabilir — eğer bilinçsizce ussallaştırılmıyorsa. Göreciliği ile, yalnızca tümvevarım ve olasılık üreten deneyimcilik yöntemine dayanması ile, Einstein gerçekte kınadığını sandığı indeterminizmin kendisinin temellerini doğrulamaktan başka birşey yaptığının bilincinde değildi. Tanrı zar atmaz diyordu. Ama Tanrı zar atsa bile atılan zarların deviminin indeterministik olmadığını düşünemeyen bir dehaydı.
 
 
 
 
Görelilik Kuramına uygun olarak hazırlanmış non-Euclidean geometri salt matematiksel olanı fizikselleştirmenin aracı olarak işlev görse de, işlevinde başarılı değildir. Özdeksel Evrene ve Uzaya düşünceyi, algıyı, giderek imgelemi bile aşan bir yapı kazandırma çabası Yüzeyin iki boyutundan öteye bir geçerlik kazanamaz. Tüm non-Euclidean geometri doğrunun eğri olduğu sayıltısı üzerine dayanır. Uzayı değil, ama ancak soyut geometrik Yüzeyi bükebilir.
GEOMETRİ
1. Hilbert: Belitler
2. Non-Euclidean G.
3. Geometri
 
 
 
Cindy Sherman / Martin Paar
Fotoğraf Sanatı
 
 
 
Friedrich Hölderlin (1770-1843)
Çocukken / Da ich ein Knabe war
 
 
 
Beethoven (1770-1827)
Piano Sonatı No. 8, Do Minör (Opus 13)
(Pathétique)
 
 
 
Güzel Sanat
"Sabah Buketi"  
Alfred Guillou
(1844-1926)
‘‘Ahlakın yasaları sanatın da yasalarıdır.’’
— Robert Schumann

The Academic Tradition

Pre-
Rafaelitler

 
 
 
Çirkinin Sanatı:
Pablo Picasso

Kübizm yalnızca estetik olarak değil, moral olarak da bozar, çünkü yalanı normalleştirir. Anlamsızın anlamlı, çirkinin güzel olduğunu doğrulayan insanlığın dışsal bir totalitarizme gereksininimi kalmaz.

Aziz Yardımlı
Les Demoiselles d'Avignon (1907)  
Kübizm yalnızca kötü sanat değildir; onu yalnızca ilkelliğe geri dönüş ve soyutlamacılık gibi terimlerde açıklayamayız. Güzelden korku/nefret salt estetik duyarsızlık değildir. Duyunun Çirkininde anlatım bulan şey duygunun Çirkinidir.  
Tuval üzerindeki Biçimin sanatçının ruhunun kendisinden başka birşeyin anlatımı olmadığı düzeye dek, Picasso modern nihilizmin insan ruhuna neler yapabileceğini gösteren iyi bir örnektir. Güzellik saltık Değerdir. Picasso onun yerine Çirkini, biçimsiz olanı geçirir. Güzel Sanat sonsuz Gerçeği duyusal Biçimin sonsuzluğu ile, tanrısal Güzellik ile yaşama etkinliğidir ve güdüsü insan ruhundaki Güzellik İdeası, sağlıklı her insan ruhunda bulunan beğeni yetisidir. Pablo Picasso'nun yaratıcı kaynağı ise yine aynı insan ruhundan, ama onun karanlık derinliklerinden, insan ruhunun yalnızca baskılamaya uygun gördüğü yaşantılarla dolu bilinçaltından gelir. Onda sanat Güzelin değil, Güzelden kaçmanın, giderek Güzelden korkunun anlatımı olur, ve modern bireyin hırs güdümündeki gerçekliksiz ve inançsız varoluşunu Güzelin tılsımından da sıyırarak, bireyin kendi yarattığı gri Şimdisine dayanabilmesi için, kendisini daha da grileştirebilmesi için gerekli olan estetik narkozu üretir. Picasso'nun dehası ona ününü bağışlayan bilgisiz, beğenisiz, anlamayan, henüz yarı-gelişmiş Batı kültürünün karşılık olarak ondan ne istediğini herkesten iyi anlamasında yatıyordu. Bir Nefret Çağına dönen 20'nci yüzyılın ilk yarısında moral Kötülüğün yanına onunla geçinebilecek duyusal biçim olarak Çirkini ekledi. 20.000'i aşan yapıtlarının sayısı bile modern kültürün nihilist yüzünü sergilemedeki, insanlığa nasıl anlamsız, nasıl değersiz olunabileceğini göstermedeki coşkusunu ve tutkusunu tanıtlar. Etik düşüklüğün estetik düşüklükten soyutlanamayacağını gösterdi, ve politik demagojiyi estetik demagoji ile tamamladı. Picasso Herkesin Sanatçısıydı.
 


UYGARLIK VE HOŞNUTSUZLUKLARI
Birinci Bölüm

 
 
 
Neşeye Şarkı

‘‘Güzellik yoluyla, duyumsayan insan biçim ve düşünceye götürülür; güzellik yoluyla, düşünen insan geriye özdeğe götürülür ve yeniden duyu dünyasına kazanılır. ... Güzellik iki karşıt durumu, duygu ve düşünce durumlarını bağlar.''
Durch die Schönheit wird der sinnliche Mensch zur Form und zum Denken geleitet; durch die Schönheit wird der geistige Mensch zur Materie zurückgeführt und der Sinnenwelt wieder gegeben. ... Die Schönheit verknüpft die zwei entgegengesetzten Zustände des Empfindens und des Denkens ...

— Friedrich Schiller, İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar
Ueber die ästhetische Erziehung des Menschen, in einer Reihe von Briefen

(Mektup XVIII)

Friedrich Schiller  
‘‘İnsanlığın Ereği insanın yetilerinin Gelişiminden, İlerlemeden başka birşey değildir.''

Zweck der Menschheit ist kein anderer als die Ausbildung der Kräfte des Menschen, Fortschreitung.

— Friedrich Schiller,
Likurgus'un ve Solon'un Yasamaları
Die Gesetzgebung des Lykurgus und Solon
.


 
GÖRGÜL BİLİMLER
 

ÖKLİDES
Öğeler
Pisagor Teoremi
MAX BORN
Dinginliksiz Evren
ULUĞ BEY
Gökbilim
Kepler Yasaları
ALEXANDRE KOYRE
Leibniz-Newton Savaşları
ERWIN SHCRÖDİNGER
Özdek Nedir?


 
GÖRGÜL BİLİMLER. ETHER
 

JAMES CLERK MAXWELL
Ether
ALBERT EINSTEIN
Ether
MICHAEL FARADAY
Ether
DAVID BOHM
Ether
ISAAC NEWTON
Ether
 

 
 
 
Postmodern Sorunlar:
Büyük Anlatı Anlatısı
Almanya İngiltere'ye karşı, 1936, Berlin  
Postmodern irrasyonalizm akrabası olan varoluşçuluk gibi moral ölçünlerden yoksun olduğu için kendine herhangi bir ideolojiyi seçme özgürlüğünü de tanır. Doğal bilincin bu göreliliği anlamaması bir düzeltme işlevini görür.  
Postmodern bakış açısı ‘Büyük Anlatı' dediği kurtarıcı ideolojinin geçersiz olduğunu ileri sürer. Ama geçersiz olduğu söylenen şey bu bakış açısının habercileri olan nihilist düşünürler tarafından vurgulu olarak doğrulanır — örneğin Logosu reddeden Heidegger'in bir büyük anlatı olan Nazizme, ve yine Logos olan Özü reddeden Sartre'ın bir başka büyük anlatı olan Marxizme sarılmalarında olduğu gibi. Ya da, daha yakın zamanlarda, Foucault'nun İran'daki molla Teokrasisini kutlaması ve aklaması ve savunması gibi. Bu birbirinden büyük “Büyük Anlatıların” onları sözde yadsıyanlar tarafından doğrulanması Postmodern entellektüalizmin de tıpkı postmodern etik gibi bir ironiden öteye geçemediğini gösterir. Usu yadsımanın Özgürlüğü de yadsımaya ve despot İdeolojiyi doğrulamaya götürmesi konusu bir yana, ideoloji modern Yurttaş Toplumu için hiç kuşkusuz anlamsız ve geçersizdir, çünkü özgür insanların kurtuluşa ve sözde kurtarıcılara gereksinimleri yoktur. Yurttaş Toplumu kendini varoluşun entellektüel, etik ve estetik her boyutunda — eksiksiz Bilgi, Türe ve estetik Biçime doğru — engel tanımadan değişerek ve gelişerek kurtarır. Modern olanın gelenekselleşmemesi, yeni olanın dolaysızca eskimek zorunda olması ölçüsünde, modern kültür kesintisiz bir kendini-olumsuzlama sürecidir. Postmodern bakış açısı bu içine ikinci bir kez girilemeyen ırmağı, bu hiç durmayan akışkanlık sürecini işlerin son durumu olarak, ve ondaki nihilizmi insanlığın moral yazgısı olarak, tarihin sonu olarak görür. Bunun nedeni Usu, Logosu Us olarak değil, ama yalnızca Söylem olarak, Konuşma olarak görmeye karar vermesidir. Ve bu öncül üzerine vargısı hiç kuşkusuz başka türlü olmamalıdır. Dahası, postmodern bilinç için dünyanın nesnel durumu da etimolojik bir realiteden, bir hiper-realiteden, bir ‘metin'den, simgeden vb. daha ötesi olmamalıdır. Postmodernizm için özsel olan şey gene de Öz olmayan bir Konuşmadır — ya da onun görsel, imgesel, simgesel, medyatik vb. biçimleri. Konuşmanın kendinde Us, Logos olması ölçüsünde, Postmodernizmin yalnızca usdışı Konuşma olduğunu söyleyemeyiz. Bu yeterli değildir. Postmodern Konuşma Usu, Logosu reddeden bir Konuşma olduğu için haklı olarak kendine bir us-yarılması tanısını koyar. Ve bilindiği gibi, us-yarılması gerçekte Söyleme, Logosa, Konuşmaya kapalı, iletişimsiz bir insan-altı durumdur. Eğer doğal bilinç bu ‘felsefelere' kapılmışsa, bunun nedeni onları anlayabilecek kadar yanlış düşünmeyi başaramıyor olmasıdır.
 

 
 
 
Postmodern Sorunlar:
Kültürel Çoğulculuk
 
Postmodernizm diyalektik ‘Ayrımda Birlik' kategorisini değil, ama analitik ‘Ayrım = Ayrım' ya da ‘Türlülük' soyutlamasını yeğler. Bu analitik temelde Kültürel Çoğulculuk zorunlu ve aklanacak olan vargıdır — üstelik bu kültürler duyunçsuz, istençsiz ve özgürlüksüz olsalar bile. Postmodern görüşte, İran'daki teokratik molla rejimi modern kültürün almaşığı olarak, “köklere geri dönüş” olarak kabul edilir. Bir kültürü olduğu gibi doğrulamanın onun sınırladığı homo sapiense değişme ve daha öte gelişme hakkının yadsınması anlamına gelmesi postmodern irrasyonalizmin anlayabileceği birşey değildir. Sıradan bilinç de kültürlere salt kültür oldukları için aşırı bir sevecenlik gösterir, ve onların sanki birer antikaymış gibi sonsuza dek saklanmaları dileğinde bulunur, burada insan gelişiminin, insan özgürlüğünün, insan değerinin ve onurunun özsel nokta olduğunu düşünmez. Bu doğal bilincin, bu özsel olarak postmodern sıradan bilincin bakış açısı için Tarih gelişme değildir. Yalnızca kültürel bir türlülük alanıdır. ‘Kültürel Görelilik' kuramı kültürlerin eşit değerde olduklarını doğrular. Biri başkasından daha değerli ya da ileri ya da yüksek değildir. Ve öyleyse tümü de saklanmalıdır. Burada ‘kültür' kavramının altına getirilebilecek tipik bir örnekten söz edersek, Michael Harner “The Enigma of Aztec Sacrifice” başlıklı 1997 makalesinde 15'inci yüzyılda Orta Meksika'da kurban edilen insanların sayısını her yıl için yaklaşık 250.000 olarak hesaplar. Bu hiç kuşkusuz salt yaklaşık, belki de abartmalı bir hesaplamadır. Ama sayı bir yana, postmodern mantıksızlığın böyle bir kültürü bile yargılayacak moral ölçünü yoktur. Çünkü ölçün kendi kavramı gereği göreli değil ama saltıktır. Bu kültürlerin yok olmasına kendi kültürel yollarında neden olan Latinlerin kötülüğü postmodern tinin bakış açısındaki sapıklığın ve kötülüğün yanında önemsiz kalır.
 

Alan D. Sokal
SINIRLARI AŞMAK: QUANTUM YERÇEKİMİNİN DÖNÜŞTÜRÜCÜ BİR HERMENEUTİĞİNE DOĞRU

 
 
 

Etkinlikler

Özel Bahçeşehir Lisesi, 2008
ÖZEL BAHÇEŞEHİR LİSESİ

Spinoza ve Ussal Varlık Olarak İnsan
Özel Bahçeşehir Lisesi, Felsefe Günleri Etkinliği, 5 Nisan 2008

Hegel'de ve Spinoza'da Özgürlük
Işık Lisesi (Feyziye Mektepleri Vakfı), 24 Nisan 2008

Hegel Kongresi 2008
Caddebostan Kültür Merkezi, Ekim 2008

Mantık Bilimi ve Görgül Bilimler
Us Atölyesi Konuşması, Ocak 2008
SES


US ATÖLYESİ 2003-5

VIDEO
  1. HEGEL, DİYALEKTİK
AZİZ YARDIMLI
 
 
 
 
 
 
“Resmi yapılacak iki şey vardır,” diye yazıyordu Leonardo da Vinci, yüzyıllar önce modern Avrupa insanı düşünceye uyanırken: “insan ve onun bakış açısı. Birincisi kolaydır; ikincisi olanaksıza yaklaşır.” Frederick Artz'ın çalışması Leonardo'nun olanaksızının üzerine saldırır, büyük ustanın hiç de ustası olmadığı biricik sorunun gerçekte en vazgeçilmez kaygı olduğunu göstermeye çabalar: Yalnızca insanın değil, ama insanlığın bakış açısının bir tablosunu üretmek. Görev en güç olanıdır. Yalnızca yalıtılmış ve dinamiğini yitirmiş bilinç biçimlerini çözümlemek değil, ama dünya tarihine, onun zaman ve uzayına dökülen Tinin görüngülerinin anlamını yakalamak. Bir Oluş sürecini kavramak. Görev de eşit ölçüde Oluş sürecindedir. Yalnızca bakmayı değil, ama usun ve istencin ve duyuncun gözleriyle bakmayı gerektirir. Tablonun renkleri düşünceler ve tutkular, ve fırçası eytişimin tılsımı olmalıdır — eleştirel kavrayış ve duyuş yetisi. Ama Avrupa'nın Orta Çağlarını yorumlama görevi o denli de melankoliktir, çünkü gereç Yunan ve Roma uygarlıklarının paha biçilmez kalıtını çürüten, onlardaki incelik ve güzellik tinini, bilim ve felsefe değerlerini algılamayan bir barbarlık kütlesidir. Avrupa'nın Orta Çağları Musa'nın yetkeci, cezalandırıcı, yeryüzünü bir korku sisine bürüyen Tanrısının özgür ve çocuksu Helenik tin üzerindeki öç alanı olarak görünür. Kendini yaratma sürecini durduran, aslında geriye yürüyüşünü başlatan bir insanlığın yaşadığı karanlık bir korkunun zamanıdır, bir alev gibi göğe yükselen kısa süreli İslamik girişime karşın, tarihi hiç de gereksinmediği bir sapmaya sürükleyen bir boyun eğme dönemidir. Orta Çağlar tüm boşinancı ile ve tüm sağduyu yoksunluğu ile, Özgür Düşünceden, Usun kendisinden korkusu ile modern Avrupa uygarlığının, en sonunda Batı (Protestan/Germanik) nihilizminin asıl temellerinin aranacağı karanlık bölgedir. İnsanlığın dinsel ve ulusal kamplara parçalanışının mayalandığı, kozmopolitan kardeşlik tinini yeryüzünden silip yokeden evrensel düşmanlık duygusunun doğduğu tarih dilimidir. Yeryüzünün soğumaya başladığı, gökyüzünde bir sığınağın arandığı zamandır. O us tutulması, o yürek tutulması Çağlarında neyin unutulduğunu ve unutturulduğunu hiçbirşey Goethe'nin sözlerinden daha iyi anlatamaz: “Ulusların üstünde insanlık vardır.” — Aziz Yardımlı.
 


 
 
 
Johann Gottfried von Herder
(1744-1803)
Herder insanlığı örgensel olarak halklara bölünmüş bir bütün olarak düşünüyordu.

“Korku birçok halkın tanrılarını yaratmıştır demek hiçbirşey söylememektir. Çünkü korku, korku olarak görüldüğünde, hiçbirşey yaratmaz; yalnızca anlağı uyandırır.”

Herder'in “Tarihçi için gerekli gördüğü genel ilke kafasının önsavlardan özgür olması, herhangi bir tikel ulusu ya da halkı kayırarak başkalarını küçümsememesi gerektiğidir. İnsanlığın tarihçisi duygusallığa düşmeksizin ve yansız olarak yargılamalıdır, ‘soyumuzun Yaratıcısı gibi.' ”

“Herder insanın doğal iyilik ve eksiksizleşebilirliğine inanmayı yeğliyordu.”

“Herder doğallıkla insanın en yüksek gizilliklerinin süreçte karşılaşılan tüm tersliklere karşın en sonunda edimselleşecek oldukları vargısına eğilimliydi.”

 
 OKUMALAR
Stoekl
Alacakaranlık Çevresinde: “Son”daki Kojève
Thilly
Ussalcılık ve Karşıtları
Copleston
Romantik Devim ve Alman İdealizmi
Ryn
Evrensellik ve Tarih
Yardımlı
Postmodernizm Üzerine
 
 
 
Modern Fragmanlar 1
Büyük İnsanlar
Hegel
 

 
 
 
Modern Fragmanlar 2
Orta Çağlar
Artz
 

 
 
 
Modern Fragmanlar 3
Düşlemler Ülkesi Hindistan
Hegel
Nazizmden ayrı olarak Hinduizmde Hayvanlar en üsttedir. Hayvanların altında “Bhagavad-Gita”nın yönergeleri gereği bir Kast dizgesine sınıflandırılmış İnsanlar (Aryanlar) gelir. İnsanların altında kast-dışı Dokunulmazlar (Dalitler) durur.

 
Hinduizm İle Post-Modernleşme. Hindistan Çin'den daha çok milyarderi olmakla övünürken, nüfusunun %81'i günde 2 dolar ya da daha azı ile yaşamaktadır (bu oran Çin için %47'dir). Tüm pırıltısına karşın, Bombay Kast kültürüne modern terimlerde tanıklık eder. 2003'te kentin her 1.300 insan başına bir otobüsü, her 1.000 otomobil için iki park yeri, her bir milyon insan için 17 kamu tuvaleti vardı ve 13 milyon nüfuslu kentin kuzey kenar mahallelerindeki 7,2 milyon insan için tek bir kamu hastanesi çalışıyordu. Nüfusun en az üçte biri temiz içme suyundan ve 2 milyon insan tuvalet kullanma olanağından yoksundur. Öte yandan Hindistan'da maymunlar ve inekler için bakım ve sığınma evleri, Anayasa Madde 51-A(g) gereği Hükümet tarafından yürütülen bir “total BAN on the SLAUGHTER OF COWS” programı, aslında bir “Animal Welfare Board of India” vardır. Bir “Human Welfare Board of India” yoktur. Ama Hayvanların altında olan insanlardan başka bir de insanların altında olan , DALITler (“Untouchables”) vardır. Bugün bu kast-dışı “Dokunulmazların” (çünkü kirlettikleri düşünülür ve dokunmaları, gölgeleri bile ciddi bir arınma işlemini gerektirir) sayıları 250.000.000 kadardır. Yine, sayılarının 60-115.000.000 arasında olduğu tahmin edilen çocuk-köleler ineklerin, maymunların ve insanların altında duran bu kümeye aittir. Vaişya (tecimciler) Kastına doğan ve Hindu inancını hiçbir zaman terketmemiş olan Gandhi “I worship it (cow) and I shall defend its worship against the whole world,” ve “The central fact of Hinduism is cow protection,” diyordu. Hinduizm insanı korumak bir yana, onu yakmayı sürdürmektedir — doğrudan doğıruya ateşe atarak ya da Sati geleneği yoluyla. Öte yandan, Hindistan'daki yabancı yatırım 8,4 milyar dolar olarak hesaplanırken, Çin için bu rakam 72,4 milyar dolardır. Ve Hollywood 2001'de 739 film üretmişken rakam Bollywood için 1.013'tür.
  Gandhi kutsal inekleri tüm dünyaya karşı koruma etkinliği içindeyken, ondan yüzyıllar önce ilkin Babür İmparatorluğu (Humayun), daha sonra Avrupalılar "SATİ" (dul kadının kendini kocası ile birlikte yakması) geleneğini yasaklayarak insanın korunmasının önce geldiğini göstermeye çalıştılar. Hindu kültüründe insan sözcüğü olsa da insan Kavramı eksikti. Bu Kavramın bu kültürün bilincine girmesi — bir bölümünde, Pakistan ve Bengladeş durumunda daha şimdiden olduğu gibi — bu kültürün yalnızca tekil bir yanında değil ama bütününde başkalaşması, yani ortadan kalkması, postmodern çok-kültürlülüğün biraz daha küçülmesi, evrensel insan haklarının biraz daha büyümesi olacaktır.
 

Cows in India — It's good to be sacred

Mohandas Karamchand Gandhi
GANDHI
“I worship the cow and I shall defend its worship against the whole world. ... The central fact of Hinduism is cow protection.”

 
 
 
Michel Foucault:
Boşinancın Devletini Kutlamak
İran Kraliçesi, Süreyya  
Foucault “Şah Zamanın Yüz Yıl Gerisindedir” başlıklı bir makale yazdı. Ve bunu yüz yıl çok uzun olduğu için değil, ama çok kısa olduğu için yazdı. İleride olmaktansa Geride olmanın İyi olduğunu ve dolayısıyla bin yıl geride olmanın daha İyi olduğunu düşünüyordu. İran'ın köklerinin Darius'a, aslında Kyros'a dayandığını ise bilmiyordu.  
Despotizmi, giderek Tiranlığı Özgürlük olarak görmek olanaklı mıdır? “Görmek,” “sanmak” olanaklıdır. Tarihsel Materyalizm çoktandır terörü erdem, cehennemi kurtuluş olarak görmeye alışmıştır. Ama bunun için düşüncenin sökülmüş, yapısızlaştırılmış olması, ve Anlamın kaçması gerekir. Sanılan Olmayandır. Ama Postmodernizmin plastik realitesinde olanaksız olanaksızdır, yani olanaklıdır, aslında tutarsızlık, giderek çelişki plastik olanın kendisidir. Böyle söylem kendisi üzerine, “Konuşma” üzerine dayanır, saltık olan üzerine, kendi kendisinden kaçmayan Anlam üzerine, “Us” üzerine değil. Heidegger sonunda Logos'un Us değil, ama Söylem olduğunu bulmamış mıydı? Böylece tüm gerçeklik plastik bir konuşmadır — ya da yazı, simge, eşlem, görünüş vb. —, çünkü bildiğimiz gibi sökülmüştür, bütün yitmiş, geriye iç bağdan yoksun bir salt parçalılık kalmıştır.

Modernleşme, gelişme, değişme karşıtı Michel Foucault sık sık insan Özgürlüğüne güçlü bir inancı olduğunu ve felsefesinin iyimser bir felsefe olduğunu belirtirdi. Çünkü Despotizmde Özgürlüğü, Kötüde İyi olanı bulabiliyordu. Aydınlanmayı, gerçi gizlice, ya da belki de bilmeden de olsa, Aydınlanmanın kendi kategorilerine dayanarak çürüttü. (Aslında Derrida da benzer olarak, ama açık sözlülükle, Usu ancak Usun kendisini doğrulayarak yadsıyabileceğini ileri sürmüştü.) Herşeye karşın, Foucault'nun plastisizmi nihilistlerin kendileri tarafından bile tehlikeli ölçüde nihilist bulundu. Söylediği sözlerin Kavramlarını bilmesi gereksiz, aslında olanaksızdı, çünkü Kavramlar gerçek varlıklar değil, ama yalnızca toplumsal kurgulardı. Böylece her durumda kolayca normal anlamları bozulabilir, yapısızlaştırılabilirlerdi.

Foucault İran'a yaptığı iki geziden sonra ülkeye egemen olan despotik boşinanç rejimini kültürel köklere dönüş olarak selamladı. (“Kök” sözcüğünü henüz sökmemiş olmalıydı.) Daha sonra eşcinsellik ve sadomazoşizm altkültürlerine katıldı. 1984'te Paris'te AIDS bağıntılı bir hastalıktan öldü. Özgürlüğü öz-belirlenim olarak değil, ama ancak özenç olarak, ancak belirlenimsizlik olarak anlayabiliyor, ve rasyonel ve irrasyonel arasında hiçbir ayrım olmadığını düşünüyordu. Plastik düşünceleri, anlam bozumları, us sökümleri ile, eşit ölçüde bozulmuş ve sökülmüş bir bilinç alanında sonsuza dek anlamdan anlama sıçramayı sürdürecektir. — Nihilizm umutsuzluktu. Pozitivizm umursamazlık. Nihilizmin ve Pozitivizmin sentezi olarak Postmodernizm ise bir parodidir.

 



SİTELER  
225 of History’s Most Popular Artists, by ARC Staff
Goethe-Institut Philosophie: Porträts / Philosophy: Portraits
GoodArt Gallery
Arts & Letters Daily
Classics Resources
Perseus
Internet Ancient History Sourcebook
Gutenberg (Klasik Metinler; Almanca)
Hegel Net
Antoine Blanchard - A Vision of Paris
Urban Simulation Team / Columbian Exposition of 1893; Columbian Exposition of 1893; Columbian Exposition of 1893 (2); Downtown; BrainLAB; Forum of Trajan; Jerusalem’s Temple Mount;
CIA — THE WORLD FACTBOOK
Corruption Perceptions Index 2007
HABERLER  
OECD ve Türkiye’de Eğitim
Garry Kasparov. — “To understand today’s Russia, read ‘The Godfather.’ ”

 




ABD bir Demokrasidir.
Onda egemen olan George Bush ya da Silah Tekelleri vb. değil ama bu gezegenin en pragmatik, yararcı, pozitif eğitimi ile donatılı tek-boyutlu Amerikan İstencidir.

Özgürlük olmaksızın Ahlak — Doğruyu ve Eğriyi ayırdetme — olanaksızdır.
Ve Çin, Hindistan, İran, Kazakistan vb. özgür değilken, tüm böyle çaresizlerin yalnızca haset ve nefret edebildikleri ABD ise özgür bir ülkedir. Köleler ahlaksız olamazlar çünkü İstençleri yoktur. ABD ise özgürdür ve bu nedenle moral sorumluluğa yeteneklidir.

ABD’nin eylemlerinden ABD halkını değil ama bir birey olarak George Bush’u ya da bir sınıfı vb. sorumlu tutmak halkı istençsiz bir çocuk olarak gören Tarihsel Materyalizme aittir. Bu materyalist kuramda Devlet egemen sınıfın baskı aracıdır. Klasik Felsefede Devlet genel İstençtir, bir ulusun törel değeridir, Erdeminin anlatımıdır.

_Americans are NOT stupid — WITH SUBTITLES (YouTube)


DON PUTIN

 

 

 

 

 


By
GARRY KASPAROV

Demokrasi bir erdem Devletidir. Ancak erdemli bir halk, ancak özgür bireylerin oluşturdukları Yurttaş Toplumu kendini yönetmenin gururunu, onurunu ve gönencini yaşayabilir.
Onda egemen olan güç Özgürlüklerinin bilincinde olan Yurttaşların İstencidir.
Demokrasi ancak Yurttaş Toplumunun Devleti olabilir.
Rusya yasasızdır, ama Putinler güçlü oldukları için değil, Yurttaşlar kendi istençleri olduğunun, birer Yurttaş olduklarının, İstençlerini Yasa yapma hakları olduğunun bilincinde olmadıkları için.
Erdem ancak ve ancak Özgürlük içinde olanaklıdır, çünkü ancak zor ve şiddet yoluyla aklanan Partinin buyruğundan ve güdümünden özgür olan birey moral olarak büyüyebilir, törel yaşamını iyileştirebilir, Yasamanın kendi hakkı ve ödevi olduğunu bilebilir.

Rus halkı 70 yıl boyunca Proleterya Diktatörlüğünü — gerçekte bireysel özençleri — Baba olarak kabul etti. Büyümedi. Despotik Tarihinde ilk kez Özgürlüğün eşiğine geldiği zaman dürtüsel yanını, hırsını uysallaştıracak İstençten yoksun olduğunu gördü. Putin aynı tinin içinde yoğrulmuş bir birey olarak yalnızca kendi kişisel hırsında Rus Tininin despotik doğasına anlatım verebileceğini keşfetti. Bir tango iki istekli kişi ile yapılır.

Rusya da değişecek, Özgürlük yoluna girecektir, tıpkı Batı gibi, tıpkı Türkiye gibi, çünkü değişim henüz entellektüel, etik ve estetik gerçekliği içinde varolmayan ama öyle olması zorunlu olan Tinin yazgısıdır.

Rusya için de gerçek olan var olan değil, ama henüz olumsuz olandır.

_Don Putin
_To understand today’s Russia, read “The Godfather.” (By GARRY KASPAROV)
Müzik
Tanrının
Dilidir
Diane Kruger, 'Copying Beethoven'de.
Copying Beethoven
Vikipedi/Wikipedia

Schiller:
Neşeye Şarkı


Copying Beethoven Official Trailer

Ayışığı Sonatı


  Françoise Hardy: Mon Amie la rose / “TRÄUME(L)  
Monty Python Football: GERMANY vs. GREECE
  Eagles: Hotel California  
  Gigliola Cinquetti: Dio come ti amo (L)  
  Norah Jones: Come Away With Me (live 2007) / Sun Rise  
  Hei-Kyung Hong: Ständchen (Serenade), Schubert  
  MÜZİK VE NAZİZM
Wilhelm Furtwängler conducts Beethoven 9th Sym finale (1942, Hitler’s birthday)
 
  Leonard Bernstein performs Beethoven’s Ode to Joy - Finale
Schiller: Neşeye Şarkı (T-A)
 
     


ANASAYFA
DİZİN

TEPE

ADOLPHE-WILLIAM BOUGUEREAU: İnsanı Tanrının gözleriyle görmek ·
ALMA-TADEMA: İnsanın Görkemi ·
Arı Usun Eleştirisi: KANT ·
ARRİAN: Büyük İskender ·
ARTZ: Orta Çağların Tini ·
Aydınlanma ve Romantizm ·
BACH: Keman Konçertosu, Mi Minor, Adagio ·
Batı ·
BEETHOVEN / Piyano Sonatı No. 8, Do Minör ·
Bertolt Brecht'e Karşı Montagsdemonstrationen ·
CINDY SHERMAN / MARTIN PAAR / Fotoğraf Sanatı ·
Çirkinin Sanatı: Pablo Picasso ·
Doğu ve Despotizm ·
Dünya-Tarihsel İnsanlar / HEGEL ·
Dünyada Duyuncun Göstergeleri: Tüze ve Türe ·
Dünyada Ölçülebilir Mutluluk ·
Dünyada Özgürlük Göstergeleri: Demokrasi ·
Eros, Modernlik ve Ruhçözümleme ·
Estetik Üzerine Dersler / HEGEL ·
Etkinlikler ·
Facts and Concepts: Kosovo 1999 ·
Fenomenler ·
Françoise Hardy / Träume ·
FRIEDRICH HÖLDERLIN / Çocukken ·
FRIEDRICH SCHILLER: Neşeye Şarkı ·
Görelilik Kuramı: Felsefesiz Bilim ·
Görgül Bilimler ·
Görgül Bilimler: Ether ·
Güzel Sanat / ALFRED GUILLOU ·
HEGEL: Tarih Felsefesi ·
Irkçı Dörtler ·
İdeoloji ·
İnsanlığı Kurtarmak İçin Materyal Düşünceler ·
İSMAİL DEDE EFENDİ ·
JOHANN GOTTFRIED von HERDER ·
Kapitalizm Gazinoya Yozlaştı ·
Kavramlar ·
Mantık Bilimi (B): HEGEL ·
Michel Foucault: Boşinancın Devletini Kutlamak ·
Modern Fragmanlar 1 / Büyük İnsanlar / HEGEL ·
Modern Fragmanlar 2 / Orta Çağlar / ARTZ ·
Modern Fragmanlar 3 / Düşlemler Ülkesi Hindistan / HEGEL ·
Modern Tin ·
Modern Tin: Aile ·
Modern Tin: Anayasa ·
Modern Tin: Yurttaş Toplumu ·
Mülkiyet ·
Nietzsche: FRANK THILLY ·
NOVALIS: Sümbül ile Gül'ün Öyküsü ·
PLUTARK ·
Postmodern Sorunlar: Kültürel Çoğulculuk ·
Postmodern Sorunlar: Büyük Anlatı Anlatısı ·
ROUSSEAU: Toplumsal Sözleşme/ Du contrat social ·
Şafağın Kapıları - DRAPER ·
Tarih Felsefesi (NOESİS ETKİNLİĞİ) ·
Tarihsel Materyalizm ·
The New Frontier: 1960 ·
Wall Street's bigwigs ·

İdea Yayınevi, İstanbul
Yayınlar | Metinler | Okumalar | Kavramlar | Yaşamöyküleri | Adlar | Konular | YAZIŞMA


2